25 Ocak 2009 Pazar

FutbolPedia 10







Ekonomik kriz tüm dünyayı sarıyor. ‘Endüstriyel futbol’ herkes tarafından

eleştirilen bir olgu. Herkes futbolda eskiden olduğu gibi ‘forma aşkını’ özlüyor. Dünyada dalga dalga yayılan bu kriz endüstriyel futbolu vururmu?


O.D: Çok ciddi bir konuyu tartışıyoruz sanırım. Amerika’dan başlayıp sonrasında Avrupa’ya diğer ülkelere yayılan kriz elbette endüstriyel futbol dediğimiz astronomik paralarla yapılan futbolu etkileyecektir. Özellikle dev Amerika şirketlerinin başinı çektigi, Rus ve Arap sermayelerinin işin içine çekildigi bu çilginlik bir miktar dizginlenecektir. İngiltere Premier Ligini domine eden 3 büyük kulüp 1 hafta sonra başlayacak ara transferde tam anlamıyla SUSKUN! ManU, Chelsea ve Liverpool’dan henüz tık yok. 4. büyük Arsenal zaten geçen yıldan havlu atıp kendi gençlerine yönelmişti. Şu anda hem Avrupa’da hem de dünyada en üst lig olarak kabul edilen İngiliz Premier Liginin bu 3 takımının sessizliği bence seni sevindiriyor olması gerekir Deniz... Endüstriyel futbolun geldiği bu noktadan bir geriye dönüş başlıyor sanırım. Çilginliga son gibi geliyor bana... ManU’nun ana sponsoru AIG ilk krize giren Amerikan şirketlerinden. Arkadan Chelsea’de çalisan personellerin işten durdurulması ve Ocak ayında transfer yapmama kararı hep bunun işaretleri gibi... Sanırım Liverpool’un da yeni stad projesi durgunluğa girmiş gibi...

Küresel kriz futbolda taşları yerli yerine oturtabilir. Anormal transfer ücretleri, alışveriş merkezine dönen takımlar artık alt yapılarına biraz daha dönebilirler. Zaten UEFA gittik sonra kulüpleri bu konuda daha da sıkmaya başladı... Her yıl için A takımda oynayan ve alt yapıdan gelen futbolcu sayısı artıtlması kararı yürürlüğe girmşitir.

Transfer konusunda durgunluğun yada astronomik ücretlerle oluşacak transferlerin sadece İngiltere ile sınırlı kalmayacağını söylemek isterim. Her zaman flaş transferlere imza atan İspanya’da çok da iyi gitmeyen Real Madrid, İtalya’da Milan, Türkiye’de Fenerbahçe transferin başlayacağı 1 Ocak için suskunluklarını koruyorlar.

Ben bu durumun, para-güç dengesinin büyük takımlardan küçük takımlara yöneleceğini gösteriyor. Liglerin dengesinin bir şekilde düne göre daha iyi olacağını ve endüstriyel futbolun mevzi kaybedeceğini düşünüyorum.

D.K: Sana katılıyorum Okan abi. Kriz ortamlarını hiçbirimiz sevmeyiz, orası bir gerçek ama, hayalini kurduğumuz ‘forma aşkı’ için oynayan futbolcuların sayısı artacak gibi geliyor yakında. Dediğin gibi Chelsea ve Man U’da tık yok. Fenerbahçe ise yine bir-iki transfer yapacaktır (yazıyı hazırladığımız sırada FB, Ankaragücünden Gökhan Emerciksin’i renklerine bağlamış). Liverpool’da ise şimdi Everton ile ortak stad yapma projesi atıldı ortaya. Taraftarlar beğenmemiş tabii bu durumu. Bence de ‘Merseyside’ derbisinin önemini azaltır bu uygulama. Zira İtalya’da aynı stadda oynayan Lazio-Roma, Inter-Milan gibi takımlar bunu yıllardır yapıyor diye herkes alışmış. Yankilerin evlerine dönmesini o kadar arzuluyorum ki!

Endüstriyel futbolu bugüne kadar desteklemiş olan senin, bu düşüncelere sahip olman beni mutlu etti. Bu uygulamaya sadece transfer yönünden bakmayalım. Yayıncı firmaların gelirleri de azalacağından, fiyatları artırmak zorunda kalabilirler. Belki aynı zamanda bilet fiyatları azalırsa, stadyumlar full kapasite oynamaya başlayabilir.

Dortmund’un taraftar ve stadyum doluluğu üzerideki namını hepimiz biliriz. Dortmund’un çok parası mı var? Adamlar bundan 3-4 sene önce batıyordu. Hala daha sırtlarını dikebilmiş değiller. Hatta geçen sene ünlü Westfalen Stadı’nın ismini sponsorluk anlaşması ile beraber Signal Iduna Park olarak değiştirdiler. Peki Dortmund’un sahibi kim? Amerikalı mı? Hayır. Rus mu? Hayır. O zaman olsa olsa Araptır. Hayır. Dortmund özbe öz taraftarın takımı. 2000 yılının başında halka açılan Dortmund kulübünün %80’lik kısmının sahibi halk. Alman Borsası böyle diyor. Peki Dortmund son sezonlarda kupalar kazanmışmı? 90’ların başında Juventus’a kaybedilen UEFA kupası finali, ardından 1997 yılında yine Juventus’a karşı kazanılan Şampiyonlar Ligi Kupası. Ondan sonra hem finansal hem de başarı açısından çöküşe geçmiş bir takım.

Peki gel gelelim bu takım bir Türk takımı olsa, maçlarına kaç kişi gider? Maç başına ortalama 10,000-15,000 arası takılırlar diye düşünüyorum. Bundesliga’da Dortmund’un bu sezon seyirci ortalaması ise 72,934. ‘Yuh’ dediğinizi duyar gibiyim. Türk takımlarının tarihlerinde bir veya iki kez gördüğü rakam maksimum 70,000. Dortmund ise ortalama 73,000. Mahalle futbolu, endüstri karşısında ayakta durup takımını desteklemek bu işte. Transfer dönemi kombine alıp almayacağına karar vermeyen, maçı televizyondan değil de stadtan izlemeyi seven bir taraftar kitlesi. Bir çok sebep var bu sayının altında.

Bu sebeplerden bahsetmeden bir de genel Bundesliga ortalamasını da hatırlatalım. Bu sezon oynanilan 152 maçta stadlara gelen seyirci sayısı 6,228,476. Bu da ortalama mac basina 40,977 seyirci demektir ki 1963 yılında kurulan yeni Bundesliganın rekorudur. Önceki rekor 2005-2006 sezonunda yakalanılan 40.004 maç başına canlı seyirci ortalamasıdır. O dönem ilk devre sonucu gelen seyirci sayısı da 6,120,662. En az seyirci ise ortalama 16,856 insanin mac basina mac seyrettigi 1972/73 sezonudur ki o bile Türkiye Süper Ligi icin ulaşılmaz bir rakamdır.

Basının tamamının üç büyüklere ayrıldığı, televizyonlarda sadece dört takımın maçının gösterildiği bir lig izliyoruz. Ama Bundesliga’da her taraftar kendi maçı hakkında bolca bilgiyi medya organlarında bulabiliyor. Aynı zamanda stad kültürü de çok gelişmiş. Kadın-erkek ayrımı yapmadan herkes maç izlemeye gidiyor. Konumuzdan saptığımın farkındayım ama Premier Lig ve La Liga’ya nazaran daha alt sınıf bir lig olarak görülen Bundesliga, sahip olduğu bir kaç takımla endüstriyel futbola karşı durmaya çalışıyor. Tabii arkadan Bayern Munihler, Schalkeler izin verirse...

West Bromwich Albion takımı bu sene yükseldi Premier Lig’e. ‘Asansör takım’ sıfatına girebilecek bir takım olan Albion, sezon başından beri forma sponsoru bulamıyor. Ama bu olay forma satışlarını bayağı etkilemiş. Satılan forma sayısında geçen sezona oranla %75’lik bir artış söz konusu. Ben şahsen kendi takımımın formasını, diğer ürünlerden bahsetmiyorum, son 3 sezondur almadım. Ama bugün, imkansız olduğunu biliyorum ama, Galatasaray’ın forma sponsoru olmayacak deseler, her sene 2şer, 3er forma alırım. Koyu taraftar sadeliği sever, orjinali sever.


Koyu taraftar, sahip olunmayı değil, sahip olmayı sever. Koyu taraftar, yeni transferin imza töreninde ‘Küçüklükten beri X takımı tutuyordum zaten’ demesini değil, o X takım için tekmeye kafa sokmasını sever. Koyu taraftar, Gerrard’ı, Maldini’yi, Lampard’ı, Del Piero’yu, Raul’u, Puyol’u sever. Gilette’i, Hicks’i, Abramovich’i, Ramon Calderon’u, Berlusconi’yi, ya da Süleyman Al Fahim’i değil. Koyu taraftar yenildiğinde bile takım oyuncusuna isyan etmez. Koyu taraftar Tugay gibi futbolcu ister, Hakan Ünsal gibi ‘oyuncu’ değil... Endüstriyel futbol nedir Okan abi? Endüstriyel futbol, Fenerbahçe forması giymiş Emre Belözoğlu’dur. Peki Mahalle Futbolu nedir Okan abi? Mahalle futbolu da kendi sevenlerini üzmemek için Fenerbahçe’nin verdiği 10 katı teklifi reddedip ‘Çok teşekkür ederim ama, biz sevenlerimizi üzmeyelim baba!’ nezaketini de karşı rakibine gösterebilen, ve Galatasaray’da bir ömür top koşturma aşkıyla yanıp tutuşan Metin Oktay’dır...


Hiç yorum yok: