25 Ocak 2009 Pazar

FutbolPedia 4


Şampiyonlar liginde gurup maçlarının sonun yaklaşıyoruz. Artık guruptan çıkabilecek takımlar kendilerini yavaş yavaş belli etmeye başladı. Süpriz takımlar, sonuçlar konusunda ne diyeceksiniz?

OD: Ben önce Anorthosis Famagusta ile başlamak istiyorum Deniz. Famagusta da diyorum çünkü Avrupa Anorthosis’den önce Famagusta yani Mağusa’yı öğreniyor onların yaptıkları maçlarla. Geçen hafta Fransa’nın en büyük gazetelerinden biri olan Le Figaro “Famagusta: Avrupayı uyaran Kıbrıslı takım” olarak bir sayfa ayırmışlar Anorthosis’e... Gurupta son oynadıkları İnter maçını Lefkoşa’da gidip izledim. 3-3’lük İnter maçında dört dörtlük bir futbol seyrettik. İnter 3 duran topu gole çevirdi. Son on dakikaya 3-2 önde giren Anothosis yerine beraberliği yaklayan İnter oldu maçtan sonra sevinen! Maçı Gassipi stadının VIP Box’larından izlerken kendimi gerçekten bir başka dünyada hissettim. Yemek ve içki servisleri ile, sizlere her türlü imkanı sunan hostesleri, box’lardaki televizyonları ile her türlü konfora sahip bir Avrupa takımı ve UEFA standartlarını iliklerine kadar hissediyorsun. Maça gelen AKEL Genel Sekreteri Hristofiyas ile de buluşup Kıbrıs sorununu bile tartışma olanağı bulduğumuz şampiyonlar ligi maçında taraflı tarafsız herkes Anorthosis’in yakaladığı bu başarı ile gurur duydu sanırım. Sevgili spor yazarı arkadaşım Zeki Kayalp da zaten “Pride of Famagusta” -Mağusa'nın Gururu- manşetini kullandı yazısında. Gerçekten de dünyaya Mağusa’yı tanıtan takım da oluyor Anorthosis bu başarılarıyle... Bir de dikkatimi çeken bir başka unsur her zaman Yunan bayrakları ile doldurdukları tribünlerde bu defa sadece takımlarının bayraklarını gördüm. Gerek ön elemede Olimpiyakos ile oynadıkları maçta Yunanlı seyircilerle yüz-göz olmaları gerekse şimdiki rakipleri Panathiakos’u geçme şartı onları Yunan milliyetçiliğinde biraz uzaklşatırmış sanırım. B gurubunda mücadele son dakikaya kadar sürer ama Panatiakos ve W.Bremeni de çok göz ardı etmesek de İnter ve Anorthosis çıkar diye düşünüyorum.
A gurubunda Chelsea lider ama Roma’ya yenilerek tüm takımları potaya soktu. C grubunda Barselona ve Sporting Lisbon işlerini bitirmiş şekilde son 2 maçlarını bekliyorlar. D grubunda Atletico Madrid ve Liverpool ayni puana sahip ve yerleri garanti gibi. Aralarındali mücadele liderlik için olacak. Marsilya ve PSV, UEFA mücadelesi yapar bu saatten sonra. E grubunda ManU ve Villereal hedefe çok yakın duruyorlar. F grubu için Bayern ve Lyon önde ama Fiorentina’nın da hala daha şansı devam ediyor. Fenerbahçe’nin de bulunduğu G grubunda Arsenal ve Porto bir adım öne çıkmışlar. Ama Arsenal beraberliği ile FB henüz havlu atmamış, Dinamo Kiev’de öyle. Ben yine FB ile ilgili en iyi sonuç UEFA’ya kalmak diye düşünüyorum. Bu ilk 16 trenini kaçırmışlar. H grubunda Juve deplasmanda Real’i yenerek son yıllarda yedikleri cezanın verdiği hırsla bu yıl Şampiyonlar liginde biz de varız diyorlar. Real Madrid şansını Fatih Tekke’nin takımı Zenith’le oynayacağı maça bıraktı.

DK: Ben A grubundan başlayım yazmaya. 4. maçlar oynandı ve Chelsea, Roma deplasmanında hiç beklemediği ‘belki de ağır denilebilecek’ bir mağlubiyet aldı. Yine de grupta liderliklerini sürdürüyorlar. Ve gruptan çıkmaları kesin. Drogba’nın geri döndüğü bir Chelsea’nin ilerleyen günlerde neler kazanıp, neler kaybedeceğini (Anelka) göreceğiz. İkinci bilet için ise bir mücadele değil ‘savaş’ var adeta. Cluj bu savaşta zayıf gözükse de, en azından onların UEFA biletini almalarını istiyorum. Roma da sanırım gruptan ikinci olarak çıkacak, ama onların da oyunu belli olmuyor Okan abi, Totti oynarsa kazanıyorlar, oynamazsa hikaye... Roma’nın özeti budur. B grubu Şampiyonlar Ligi’ndeki en ilginç (bizim açımızdan) grup. Avrupa’nın bildiği ismiyle Famagusta, destan yazmaya devam ediyor. Yurt odamdaki yangın alarmı bozulduğu için odama gelen adam bana nereli olduğumu soruyor, Kıbrıslı olduğumu söyleyince, ‘sizin Famagusta dün gece İnter’i elinden kaçırdı, ama Mourinho’ya az bile’ diyerek, Anorthosis’i övüyor. Allahım sen bize MTG’nin evinde oynayacağı Juventus maçına bilet bulmayı nasip eyle...Neyse, konudan fazla sapmadan, Okan abi zaten Mağusa’lılar hakkında yeterli bilgiyi verdi, zira çıplak gözle izlemek bir başka, ben de diğer maça geçeyim. 3. hafta maçında, deplasmanda Yunan ekibiyle berabere kalan Bremen, evindeki maçta resmen dağıldı. Panathinaikos, Famagusta’dan yediği tokatın acısını Almanlardan çıkardı adeta... Pana-Anorthosis maçı grubun şekillendiği maç olacak. Ama bence Anorthosis için en iyisi, böyle bir dönemde UEFA’ya kalıp, daha fazla maç oynama şansı elde etmektir. Tecrübe kazanan bu takım ilerde çok daha iyi yerlere gelip, bizim de ağzımızın suyunu akıtabilir.
Lucescu’nun takımı Shaktar’ın tamamiyle havlu attığı C grubunda Barcelona ve Sporting çok rahat bir şekilde 2. turu garantilemiş gibi. Kuralar çekildiğinde, gruptaki birincinin belli, ikincinin kim olacağı tartışılıyordu. Çok da süpriz olmadı açıkcası, Sporting oynadığı futbol ile hakediyor aldığı puanları. Postiga ve Derlei’nin forvetteki etkisi takım üstünde önemli etki yaratmış... C grubunu uzatmaya gerek yok, daha ne diyelim Okan abi, Messi mi diyelim, Henry mi diyelim... Herkes biliyor zaten bu adamların nasıl birşey olduklarını...
D grubu da hafif hafif şekilleniyor. Ah be Liverpool’um, ne biçim oynadın kendi sahanda, az kalsın yeniliyorduk koskoca Anfield Road’da... Şaka bir yana, sakatların yokluğu Liverpool üzerinde fazlasıyla hissedilmeye başlandı. Torres’in bir an önce formasını giymesi gerekiyor, zira İrlandalının düzenli gol atmaya başlaması biraz zaman alacak gibi. Atletico Madrid ise ligdeki büyüklerden 5’er 6’şar gol yedikten sonra kendine gelmiş, toplu bir takım görüntüsü sergiliyorlar. Aguirre 3-5 maçtır nefesini tutarak geçiriyordu 90 dakikayı. Rahatlamıştır o da, biraz beyine oksijen gider artık... Bireysel bakacak olursak iyi bir kadro var ellerinde, ama takım oyunu için sabretmek gerek. Gerets’de UEFA için çırpınıyor. Hayatım boyunca sevemediğim bir takım olan PSV yerine onların UEFA’ya gitmesidir dileğim...
E grubuna ‘memleketin takımı’ Celtic’den başlamak istiyorum. Teknik direktör Gordon Strachan çok komik bir adam... Man U ile son dakikada yedikleri gol ile berabere kaldıkları maç sonrası, bir gazetecinin ‘neden son dakika gol yedik’ sorusuna gülerek, ‘sen söyle, bende anlayamadım, anlasak yemezdik heralde’ gibi bir cevap verebiliyor. Celtic’in üzerinde 8 sezondur Şampiyonlar Ligi maçlarında deplasmanda kazanamamalarının büyük bir baskısı var. Evlerinde öne geçtikleri maçta puan için çok erken kapandılar, %75’lik Man U topla oynama oranı bunun ispatıdır sanırım. Man U adına maçtan aklımda kalan en önemli şey, Rooney’nin kafası oldu. O ne biçim bir saç traşıdır, zaten çirkince birşeydi, iyiden Shrek’e benzemiş Rooney. Uzat o saçları kardeşim... Man U ile Villareal gruptan elele çıkarlar. Bende Celtic-Villareal maçı için bilet aramaya başladım. İnşallah buluruz...
F grubuna kısaca değinelim. Fiorentina’ya yazık oluyor. Onları UEFA’da Galatasray karşısında görmek istemem... Belki de isterim, neden olmasın...
G grubunda Fenerbahçe her ne kadar matematiksel olarak kesinleşmese de Avrupa’ya havlu attı diyebiliriz. Hala daha bana geçen seneki ışığı veremiyor bu takım. Bir senede böylesine hızlı bir değişim. Aurelio ve Zico, Şah ve Vezir, planlayıcı ve uygulayıcı... Bu iki eksikliği hissediyorlar. Arsenal için ise İngiliz basını ‘Beati-Fools’ yani ‘güzel-aptallar’ tarzı bir başlık attı. Böylesine güzel top oynayan bir takım için ligde işler iyi gitmiyor, kupada da teklediler. Ama Arsene Wenger büyük teknik adam, artık yaş ortalamasını daha da mı düşürür bilemem ama, bir çaresini bulacaktır...
Son grup H grubu. Tek kelime yıllanmış Bordeaux şarabı için geliyor. Alessandro Del Piero. İspanya’yı fetheden yeni Kral diyorlar. İspanya Kralı Juan Carlos ne der bilmiyorum artık. İki maçtan sonra, Del Piero 2 – 0 Raul. Juventus ile Real gruptan çıkar, Zenit’de son UEFA galibi olarak kupasına geri döner...
Uzun bir yazı oldu ama uzun bir zamandır da değinmiyorduk Okan abi, artık bir de 2. tur maçları öncesinde yazarız...


Okan abi sen bu yıl Şampiyonlar Ligi Finalinde Moskova’daydın. Oradaki final öncesi atmosfer ve final ile ilgili neler diyeceksin?

O.D: Deniz önce şunu ortaya koyalım. Şampiyonlar ligi sadece furtbol karşılaşmaları değildir. Onun ötesinde bir coşku, heyecan ve gösteri unsurlarının yanyana geldiği bir olgudur. Final de bunların doruğa çıktığı bir festivaldir aslında. Zaten Şampiyonlar Ligi finali Festival olarak adlandırılıyor. Bu yıl Moskova’da final maçından 3 gün önce ünlü Kızıl Meydanda Festival alanı da kurulmuş. Üç gün boyunca orda hiç usanmadan tüm gününü büyük bir coşku içinde geçirebilirsiniz. Kurulan büyük bir halı sahada dünyanın en ünlü veteran oyuncuları ve gençler kendi aralarında maçlar yapıyor. Büyük çadırda sürekli Şampiyonlar Liginin tarihçesi, oynanan büyük maçlar, eski finaller orda gün boyu gösterilirken, bir başka noktada takımlar kendi hediyelik eşyalarını satıyor ve eski futbolcularını taraftarlarla buluşturuyor. Tüm dünya futbol basını orayı ziyarete gelen futbol otoriteleri ve halk ile sürekli röportajlar yapıyor, bir başka standta Şampiyonlar Liginin meşhur kupası sergileniyor. Her taraf gelen taraftarların yarattığı rengerank bir görüntüye bürünüyor. Derken büyük bir atmosferin içinde kendininizden geçiyorsunuz. Maç günü ise sahada sanki de olimpiyatların açılışını andıran büyük bir gösteriden sonra maç başlıyor. Orda bulunmak bence bir futbolsever için ayrıcalık diye düşünüyorum. Tabii ki benim için Moskova ayni zamanda Nazım Hikmet de demek... Lenin ile beraber Nazım’ı da ziyaret ediyorum. Lenin öldüğü günkü gibi mozolesinde sanki de canlıymış gibi uyurken, Nazım ustanın mezarına bir kırmızı karanfil bırakıyorum. Ordaki yetkililer en çok Nazım’ın ziyaret edildiğini söylüyor. Zaten benim kırmızı karanfilim gibi gömütte birçok rengarenk canlı çiçeklerin daha önceki ziyaretçileri tarafından bırakıldığını da görürken Şampiyonlar Ligi Finali’nin sadece sadece bir futbol maçı olmadığını bir daha anlıyorum...


DK: Süper değinmişşin usta, eline sağlık. Önemli olan bir unsur daha var. Bir taraftar, eğer takımı böyle bir finalde kupa almış ise, o ülkeyi bir daha unutmuyor… Bizlerin Kopenhag’ı, Liverpool taraftarlarının (yine bizlerin) İstanbul’u unutamamaları gibi. Şehir için de büyük bir atılım. Aynı zamanda eğer bir İngiliz takımı olursa finallerde, hafta boyunca satılacak birayı bir düşün… Bu işin şakası tabii… Rusya’ya senin gibi birinin sadece maç için gitmeyceğine emindim zaten… Maç sadece bir sebep olmuş senin için… Lenin’de ne gururla bakıyor uzaklara doğru… Belki’de bir Rus takımının Avrupa’da final oynayacağı hayaliyle bakıyor ama ne bilsin ki Rus futbolcular, kendi takımlarından ziyade Avrupa’da oynamak için bakıyorlar aynı şekilde uzaklara… Canını sevdiğim futbol, gel şu üzerinde sayılar yazan kağıda esir olma, Rusya’dan da artık yeni Lev Yashin’ler, Dasaev’ler, Belanov’lar, Protasov’lar gelsin…
Kadıköy’deki UEFA kupası finaline biletler senden Okan abi, ama Galatasaray tarafında otururuz artık… Sen de bir maçlığına Es-Es’i bırakıp, bizi desteklersin… Orada Nazım Hikmet’i bulamayız ama… Ne de olsa orada ‘vatan haini’ olarak biliniyor hala…

Hiç yorum yok: