25 Ocak 2009 Pazar

FutbolPedia 5


UEFA'da Neler Oluyor?

Şampiyonlar ligi’ni geçen hafta konuşmuştuk... Sıra bu hafta UEFA Kupasında. Bu sene finalin Kadıköy’de oynanacağı bu kupa hakkındaki düşünceleriniz neler?


D.K: Okan abi, ben konuya önce kısa bir tarihçe ve UEFA’nın bu seneki statüsü ile başlamak istiyorum. İlk olarak 1955/56 sezonunda ‘Fuar Şehirleri Kupası’ adı altında başlayan organizasyon, 1971/72 senesinde bugünkü ismini aldı. 1999 senesinde ise ‘Kupa Galipleri Kupası’ ile birleştirildi. Şu ana kadar 52 kupa verilen organizasyonun ismi gelecek sezon ‘UEFA Europa League’ olarak değiştirilecek ve Şampiyonlar Ligi statüsünde olduğu gibi sadece grup maçları üzerinden oynanacaktır.

Şampiyonlar Ligi Avrupanın dev bütçeli takımlarını karşı karşıya getiren, uğruna milyarlarca dolar harcanan endüstriyel futbolun zirvesiyse, UEFA Kupası da buna alternatif olarak UEFA tarafından sunulan, futbola Avrupa genelinde ilgi uyandırmayı amaçlayan, düşük bütçeli takımlara da yarışma imkanı veren, ülkelerin ve kulüplerin kendilerini diğer ülkelerde tanıtmasına yardımcı olan, yeni yıldız adayı oyuncuların uluslararası arenada kendilerini kanıtlama fırsatı buldukları, özellikle futbol açısından geride kalmış pek çok ülke takımı için katılmanın kazanmaktan daha önemli olduğu turnuvadır.

Kupayı diğer gösterişli kupalardan ayıran, kulpsuz basit tasarımı, aslında her şeyi çok güzel anlatmaktadır. Genel olarak çeyrek finalden itibaren yükselen futbol kalitesi ile üst düzey mücadeleler olmakta, seyir zevki ve heyecanı artmaktadır. Kupayı son 10 senede müzesine götüren takımlara baktığımızda 1997/98 sezonundan başlayarak Inter, Parma, Galatasaray, Liverpool, Feyenoord, Porto, Valencia, CSKA Moskova, Sevilla (2) ve Zenit’in isimlerini görüyoruz. Liverpool ve belki de Inter’i bir kenara koyarsak, diğer takımların dönemlerindeki dikkat çekici başarı ve çıkışlarını bu kupayla resmiyete döktüklerini görebiliyoruz. Bunların arasında benim en dikkatimi çeken Parma oldu. O dönemde takımda bulunan isimler, Crespo, Chiesa, Cannavaro, Vanoli, Sensini, Diego Fuser, Buffon, Dino Baggio ve Lilian Thuram gibi isimler olunca dikkat çekmemek elde değil tabii... Şimdi de ikinci ligde çırpınıyor Parma...

Kupayı aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi özetleyebiliriz...

Birinci Ön Eleme Temmuz 72 takım: İki ayaklı eleme

İkinci Ön Eleme Ağustos 64 takım: İki ayaklı eleme

Birinci Tur Eylül 80 takım: İki ayaklı eleme

Gruplar Ekim-Aralık 40 takım: 5'er takımlı 8 grup

Üçüncü Tur Şubat 32 takım: İki ayaklı eleme

Dördüncü Tur Mart 16 takım: İki ayaklı eleme

Final Aşaması Nisan-Mayıs 8 takım: Çeyrek Final, Yarı Final, Final

Bu kadar detaylı bilgiden sonra bu sezonku maçlara geçelim. Bu sezon iki takım gönderdi Kıbrıs, UEFA’ya. İki ezeli düşman (rakip değil, düşman) Omonia ile Apoel ter döktüler üst turlar için... Gele gele Omonia’ya Manchester City, Apoel’e ise Schalke 04 geldi. Oysa ilk başta Omonia, Makedon Milano takımını, Apoel ise diğer bir Makedon takımı Pelister’i elemişti. Daha sonra Apoel, Sırp ekip Zvezda’yı elerken, Omonia bir tarih yazıp AEK’i evine gönderiyordu. Ama buraya kadar dedi iki ekip ve Anorthosis’i yalnız bıraktılar Avrupa’da...

1. turda Galatasaray Belliziona’yı elerken, Kayserispor talihsiz bir şekilde PSG’ye takılıyor, Beşiktaş ise acı bir şekilde Metalist’e boyun eğiyordu. Gruplar’a gelmişti sıra. 5’er takımın yer aldığı her grupta, her takım 2 kez evinde, 2 kez de deplasmanda maç yapıyor. Saçma olsa da, 6 puan alan gruptan çıkmayı garantiliyor, zira 5 takımın 3’ü gruptan çıkıyor.

Bu sezonku gruplara değinelim şimdi de. A grubundan başlayacak olursak, grupta Schalke, Manchester City, Twente, Racing Santander ve PSG var. Gayet ‘tadına bakmalık’ bir grup gibi gözüküyor, öyle de... Nedeni, grupta 2 maçta 2 galibiyet alan takımın bulunmaması. 1 maç oynayıp onda da mağlup olan PSG’nin çıkma şansıda var, iki maçta 4 puan ile lider bulunan Schalke’nin evine gitme olasılığı da var...

B grubunda Galatasaray, Hertha Berlin, Metalist, Benfica ve Olympiakos var. 2 maçta 6 puan alan Galatasaray, gruptan kesin olarak çıktı. İkinci sıradaki Hertha 2 puana sahip, Olympiakos’un bir maçı eksik. Daha önce Ataürk Havalimanın’a iki kez Kupa getirmeyi başarmış Galatasaray, Benfica maçında oynadığı futbolu tüm UEFA Kupasına yaymayı başardığı takdirde, bu kez kupayı havalimanına değil ama otobandan karşıya getirme ihtimali yüksek.


C grubu, Çarşamba pazarı gibi. Sampdoria, Sevilla, Standard Liege, Stuttgart ve Partizan. Puansız Partizan dışındaki diğer takımların 3’er puanları var. Ana baba günü oraları, bulaşmayın, ya da bulaşın bulaşın, bir de bira açın, biraz da fıstık, onlar dövünsün, siz keyfe bakın...

D grubunda ise Udinese, ‘hah, ben yolumu buldum arkadaş, ağır ağır çıkayım bu gruptan’ derken, Redknapp’ın gelişi ile gruptaki tüm takımlarda bir tedirginlik başladı. Bana göre Tottenham bu gruptan rahat bir şekilde çıkar. Ama sonra ise muamma... Öyle bir takım ki, gol yemeden kupayı da alabilir, ilk maçtan fark yeyip, evine de dönebilir. Bana göre en büyük sorumluluk kaleci Gomes’de. Tüm Tottenham’a bir hava gelmiş, herkes değişmiş, o yine aynı. PSV’deki Gomes’den eser yok. Londra yağmuru yaramamış adama...

E grubu çok çekişmeli geçmeyecek gibi. Yıldız ordusu (ama hepsi bedelli asker) Milan, Almanya’da göze hoş gelen bır top oynayan Wolfsburg, Braga, Portsmouth ve Heerenven... Milan ile Wolfsburg ilk ikide garanti gibi duruyorlar, tüm mücadele üçüncülük için... Milan’ı izlemek için Şubat’ı bekliyorum. Beckham da kadroya katılsın, Ancelotti nasıl bir kadro çıkarsın... Bu adamları bir arada idare etmek 20 çocuğun etrafında koştuğu değerli bir vazoyu korumaya çalışmak gibi... Beckham orta sahaya geçince, Seedorf defansın göbeğinde mi oynar, kaleye mi geçer bilmem artık...

F grubunda Ajax, Aston Villa ve Hamburg beklenilen doğrultuda başladılar diyebiliriz. Kendi aralarında oynayacaklar maçlar zevkli geçiyor ve geçecektir ama diğer maçlar çok da zevk vermez herhalde.. Ama belli de olmaz hani...

G grubunda 2 maçta 6 puan alan Fransız St. Etienne, geçen hafta teknik direktör değişikliğine gitti. Galatasaray’ın da bir dönem istediği Alain Perrin takımın başına geldi. İkinci sıradaki Valencia, Okan abinin bir-iki hafta önce söylediği gibi, ‘portokal gibi gitgide olgunlaşan’ bir futbol oynuyorlar...

H grubunda ise CSKA Moskova lidelikte bulunurken, son yıllarda Fransa’da yükselişe geçen, ama diğer Fransız takımlar gibi, ne yaparsa yapsın Lyon’a yetişemeyecek olan, Nancy’yi görüyoruz. Her ne hikmetse Feyenoord gibi bir takım iki maçta iki mağlubiyet ile son sırada. Demek ki neymiş, Hollanda ligi feci derecede Türkiye ligine benziyormuş.

Sonuçta grupları hızlı bir şekilde değerlendirdik. Baktığımızda kupanın Galatasaray’a gelmesi pek de imkansız değil hani. İstemek önemli Okan abi, bir de her zaman dediğim gibi İSTİKRAR...

Hadi en son da biraz atalım, tutalım. Bence, bu sene kupayı ‘Galatasaray almaz ise’, bir İtalyan takımı alacak. Ama Milan değil... Ya Udinese, ya Sampdoria... Sen ne dersin Okan abi?

O.D: UEFA'ya 8 takım da Şampiyonlar liginden gelecek. Şampiyonlar ligindeki guruplarında 3. olan takımlarla beraber 24 takım 32 takıma yükselip 'knock-out stage 'dediğimiz iki ayaklı elemeler başlayacak. Hatırlarsın Galatasarayınız da böyle bir durumun sonunda UEFA Şampiyonu olmuştu. Ali Sami Yen'deki unutulmaz 5-0'lık Chelsea mağlibiyetinden sonra Galatasaray gurubunda 3. gelip UEFA'ya kalmış ve kupayı almıştı. Yani 'her olmayan işte bir hayır var' diyen atalarımız gibi Deniz bize iyiki bize yenilmişsiniz. Aksi takdirde bugüne kadar hiçbir Türk takımının başaramadığı büyük bir başarıya -Fener’e sahasında beş çeken- Arsenal’i finalde yenip nasıl imza atacaktınız? O maçta sevgili spor yazarımız Zeki Kayalp, Ekonomist Vargın Varer, Sigortacı Ersan Dağlı ile beraberdik. Ve inanmayacaksın Deniz, uçak alanına gitmek için bindiğimiz taksici bize bu Galatasarayın UEFA'yı alacağını söylemişti...

Deniz, benim gençliğimin demeyip çocukluğumun statülere değineyim biraz. 1970’li-80’li yıllarda henüz Rasim doğmamış, Almanya birleşmemiş, Çekoslavakya, Yugoslavya, Sovyetler Birliği de bölünmemişti. Etrafta mantar gibi takımlar da çoğalmamıştı. Hard Rock’u çağrıştıran Metalist gibi takımlar da yoktu. Gerçi Beşiktaş yine beş dakikada beş’lik oluyordu abur cubur takımlara ama köklü kulüplerdi her kupada mücadele edenler... Düşün bir kere, Estonya, Litvanya, Ukrayna, Beyaz Rusya veya başka herhangi bir renkten başka bir Rusya yokken sadece SSCB vardı. Şampiyon Dinamo Kiev ise, 2. Dinamo Moskova oluyordu. Koskoca coğrafyadan topu topuna 4 takım kalıyordu Avrupa kupalarına! Avrupa’da takımlar parmakla sayılacak kadardı yani.

Olay çok basitti o zaman. Kupa 1 'Şampiyon Kulüpler Kupası' idi ve o yıl sadece şampiyon olanlar katılırdı. Senin Liverpool gibi 30 yıldır şampiyon olamayan takımın oralarda işi olmazdı. Yani Şampiyon Kulüpler Kupasına kalıp şampiyon olma şansı yakalamayazdı o yıl şampiyon olamayanlar! Baba gibi şampiyonların kupasıydı yani... Kupa 2 'Avrupa Kupa Galipleri Kupası' idi. Ülkelerinde sadece Kupa şampiyonu olan takımlar bu kupada oynayabilirdi. Yani bu iş boyle devam etseydi 30 yıl Fenerbahçe bu kupaya katılamazdı!. Kupa 3 ise UEFA idi ve bu kupada da ligi şampiyon bitiremeyen ve sadece ligini 2. veya 3. bitiren takımlar oynardı. Tüm maçlar iki ayaklı eleme usulune göre başlar biterdi. Katılan takımların kalitesi oldukça yüksekti yani. Ne ön eleme, ne İntertoto vardı. Yani ligi 12. bitiren İntertoto’ya gitsin, ordan ön eleme derken UEFA’ya atlayıp şampiyon olsun yoktu o zamanlar... Ne de gurup maçları tabi ki! Ve hep heyecen dorukta idi. Ayağı kayan giderdi.

Şimdilerde sürekli bir statü arayışı var. Gelecek yıl yine değişiyor. Bize onun da nasıl olacağını yakında anlatırsın Deniz. UEFA'da gurupları çok çok iyi analiz etmişsin. UEFA dediğin gibi İtalyanlara kalır sanırım. Sadece Şampiyonlar liginde guruplarında 3. olup UEFA'ya İspanyolların kalması durumunda onları zorlayabilir. Ama Galatasaray'ın İstanbulda final oynaması işin rengini değiştirebilir. Bu cim boma da hiç belli olmaz yani. Liginde kral olan Benfica'yı nasıl benzettiğini hepsimiz izledik. Henüz Real Madrid’in bile durumu Şampiyonlar liginde kesin değilken şimdiden finali tahmin etmek gerçekten çok zor. UEFA'yı İngilizlerin temsilcileri Man City ve Tottenham’ın da zorlayabileceğini gözardı etmek istemiyorum. Ama İngilizleri esas iddialı olduğu Şampiyonlar ligi... Orayı yine İngilizler domine eder ve alırlar diye düşünüyorum.

Hiç yorum yok: