25 Ocak 2009 Pazar

FutbolPedia 8




Futbol siyaset ilişkisi yada ona kurban etme düşüncesi bizi nereye götürüyor?

Özellikle Anorthosis Famagusta’nın Avrupa Şampiyonlar Ligi maçlarından sonra Kıbrısımızda da futbol siyaset ilşkisi tekrar sorgulanmaya başlandı. W. Bremen maçından sonra başlayan süreçte, bu hafta MTG taraftarları da pankartlarını açarken ve tüm takımlar da sahaya pankartlarla çıktılar. Futbol siyaset ilişkisini yorumlayabilirmisiniz?

OD: Futbol siyaset ilişkisini yorumlamak kitaplara sığmayacak kadar geniş ve kapsamlı konu. Futbolun, diktatörlerin halkı uyutmak için kullandığı bir oyun olduğu görüşünden dem vuran sosyalistlerden tutun da futbolun bir ölüm-kalım meselesi olmaktan daha önemli olduğunu söyleyen futbol adamlarına kadar geniş bir yelpazede bu işi değerlendirebiliriz. Kıbrıs'ın EOKA-TMT öncesi döneminde Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk futbolcuların ayni takımın formasını taşıdıkları, ortak takımları ve beraber giydikleri formalarının rengi için ter dökdükleri günlerin destansı bir şekilde dinliyoruz. İşin içine milliyetçiliğin, kanın, bayrağın karışması ile beraber ‘öküz ölmüs, ortaklık bozulmuştur’ misali herkes evinin yolunu tutmuş ve sadece insanlar değil futbol da katledilmiştir adamızda.

Anorthosis Famagusta’da forma giyen Ali ve Fikretler, Erdoğanlar hala daha ayni sokakta yaşadığım abilerim ve adları hala daha Anorthosis maçlarında anons edilip ayakta alkışlanıyorlar. Ama biz o destansı maçların ve futbolun oynandığı günlerden bugüne artık beraber futbol oynama değil ayni masada oturup sohbet etmekte bile işin içine politikayı sokup, ne top oynamayı ne de yemek yemeyi beceriyoruz. Tribünlerde Famagusta-Mağusa bizimdir tartışması yaşıyoruz, 'öteki' Mağusalılarla... Kahrolası bitmek bilmeyen ve tüm enerjimizi tüketen ‘Kıbrıs meselesinin’ yüzünden herşeyimiz politika ve sorun olup dikilmiş karşımıza… Ben futbol istiyorum, futbol oynamak, oynayanları alkışlamak istiyorum ama olmuyor. UEFA ‘tek ülke, tek federasyon’ diyor. Mayıs ayındaki Şampiyonlar Ligi finalini izleyip ayni uçakta beraber döndüğümüz UEFA’nın 2 numaralı adamı Şenez Erzik ‘Kıbrısı çözmezseniz oynayamazsınız’ derken Cumhurbaşkanımız Talat sorunla uğraşıyor, bekleyin diyor. İzolasyonlar kalkmalı futbolun üzerinden diyor herkes…

1983 yılına kadar tüm takımlar Kuzeye gelip maç yapabiliyorlardı. Fenerbahçe, Galatasaray, Türk Milli takımı ve diğerleri… O yılların TC Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in söylediği gibi ‘Denktaş'ın görev süresini uzatmak ve Cumhurbaşkanlığı süresini sınırlamayacak’ bir devlet için KKTC’nin ilanı elzem oluyor. Hemen BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarındaki ayrılıkçı yapı ortaya çıkıyor ve o meşhur BM Güvenlik Konseyi kararları geliyor ardından: 541 ve 550. Kıbrıslı Türkler ayrılıkçı politikaları seçtiklerinden dolay izolasyonların ağırlığı bir o kadar daha artıyor ve futbol birçok şey gibi güme gidiyor kuzeyde. Ama 2004’te Kıbrıslı Türkler büyük bir değişim gösteriyor, ayrılıkçı politikaları terkediyor ve Kıbrıs’ın birleşmesinden yana referandumda EVET oyu kullanıyor. Bu defa o meşhur 'Annan Raporu' sunuluyor BM Güvenlik Konseyine. Annan ‘Kıbrıslı Türkler ayrılıkçı politikaları terketti, artık birleşmeden yanadırlar. Bundan dolayı izolasyonlar devam etmemeli’ diyor ama rapor Güvenlik Konseyinde karar haline dönüşemiyor.

İzolasyonlar futbolda devam ediyor hala… Aşmak için siyasetin Kıbrısı çözmesini mi bekleyeceğiz hala? 1950’lerdeki kadar cesur olamayacak mıyız? Bu ülkede savaşmaktan daha büyük cesaret ister barışı savunmak… Spor barış ve kardeşlikse eğer sevgili spor yazarı dostum Zeki Kayalp’ın düşüncelerini dikkate alıyorum. ‘Gelin Çetinkaya’nın KOP üyeliğini tekrar canlandıralım’ diyor Zeki. Çetinkaya geçmişte şampiyonluklar yaşadığı KOP’a geri dönsün. Ben Zeki’ye katkı yapıyor ve ‘bizim lig devam ederken Çetinkaya’nın 2. takımı da bizim ligde oynasın, hem KOP'un liginde hem de KTFF liginde maçlarına devam etsin' diyorum. Madem ki UEFA, KOP'a üye olmazsanız olmaz diyor, Kıbrıslı Rumlar KOP’a üye olun size Avrupa kapılarını açalım diyor biz de ‘hodri meydan’ diyelim. Halep ordaysa arşın da burdadır dostlar. KOP’a üye Çetinkaya kök söktürsün yine tüm adaya. Adanı kuzeyi de dünyayla birleşsin futbolla beraber... Bu iş 2-3 milyon euroluk transfer bütçesine bakar. Futbola düşen parayı sağa sola çarçur ederken buna da bütçe ayıramazmıyız? Ne dersiniz? Bu konuda Zeki Kayalp da bu sayımızda bizim Deniz'le hazırladığımız sayfaya misafir olup görüşlerini aktaracak sizlere…



Z.K: Dr.Okan çocukluk arkadaşımdır. Ayni mahalle çocuğu olmamız bana ayrı bir mutluluk veriyor. Siyasetci kimliğine rağmen , spora olan tutkusu, Mağusa’lılar tarafından iyi bilinmekte. Bir numaralı MTG, CHELSEA ve ESKİŞEHİRSPOR taraftarıdır. Futbola olan tutkusu, üretkenliği, objektifliği ve düşüncelerine her zaman saygı duyarım. Sporun içerisinde olan bir çok kişiden daha çok araştırır, daha çok düşünür ve daha çok üretir. Kulüp başkanlığı veya yöneticilik yapmamıştır. Ancak futbolun gelişimi için her türlü fedekarlığı fikirleriyle ortaya koyabilen bir isim.

Çetinkaya’nın KOP’a üyelik olgusunu kendisiyle bir çok defa tartışıp, neden olmasın sorusunu yanıtlamaya çalıştık. Özellikle Türkiye Başbakanı sayın Erdoğan’ın “win-win” tezini örnek alarak, Çetinkaya Spor Kulübü’nün artık KOP’a üyelik zamanının geldiğini düşündük.

Çetinkaya Kıbrıs Futbol Federasyonu (KOP) adı altında 1951 yılında Kıbrıs şampiyonluğu , 1952,1953 yılında Kıbrıs kupası şampiyonluğu ,1954 yılında Kıbrıs Kupası ikinciliği , 1951, 1952, 1953 yıllarında Kıbrıs şildini alan tek takımımız. Milli takım hüviyetindeki Çetinkaya, Rum takımlarına karşı elde ettiği başarılarla Kıbrıs Türkü’nün gururu oldu. Futbolda iki toplum arasında federasyon bünyesindeki beraberlik sürerken 1 Nisan 1955 tarihinde Rum Faşist EOKA yer altı örgütünün faaliyete geçmesi ve Türkler’i de hedef alması üzerine, futboldaki Türk-Rum birlikteliğinin sonuna gelinerek , KOP’tan ayrılma sürecine girilmiştir.

Türk kulüplerinin, Rum futbol statlarından dışlanması ve o dönemki milliyetçi ruhun hortlaması takımlarımızın, Kıbrıs Futbol Federasyonu’ndan ayrılmasını getirdi. Daha sonraları oluşturulan Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu (KTFF), ilk genel kurulunu Kıbrıs Türk Spor Teşkilatı adıyla 30 Ekim 1955 tarihinde yaparak 1955-56 sezonundan itibaren Türk futbol takımları arasında maçlar düzenlemeye başladı.

KKTC'ye spor alanında uygulanan uluslararası ambargoyu özetleyen bu manzara yakın zamanda değişmeyeceğine göre, Kıbrıs'taki "futbol savaşı" Türklerin lehine dönüşebilmesi için, 1950'li yılların ÇETİNKAYA’sının geri dönüşü, ülke futbolunu belki de siyasetini farklı bir olguya taşıyacaktır.

Annan Planı"nda yer almayan futbol sorunu, o dönemin KKTC Başbakanı M. Ali Talat'ın ABD'deki temasları sırasında en üst düzeyde dile getirilmiş. Aradan geçen süre içinde konuyu inceleten ABD'li yetkililer, KKTC yetkililerini arayarak futbol ambargosunun da sona erdirileceğini bildirmişti. ABD'nin, spor ambargosunun kaldırılmasına yönelik girişimleri, Colin Powell'ın 2-3 hafta içinde açıklayacağı paket çerçevesinde gerçekleşecekti. Ekonomiyle birlikte adadaki Türk futbolu da tecritten kurtulacaktı. Buna göre, KKTC kulüpleri ABD'nin isteği üzerine uluslararası spor örgütleri tarafından tanınacak, ardından İntertoto karşılaşmalarına katılacaktı. O dönemki KT Futbol Federasyonu Başkanı Ömer Adal ve Çetinkaya Spor Kulübü Başkanı Cemal Bulutoğlu'ndan, birkaç aylık diplomasi sürecinin ardından uluslararası sahaların kapıları KKTC kulüplerine açılacak mesajı gelmişti.

ABD'nin futbol ambargosunu sona erdirmeye yönelik sözleri sözde o dönemde etkisini göstermeye başlamış. Bugüne kadar KKTC'nin Türkiye'yle bile maç yapmasına izin vermeyen FIFA yetkilileri, FIFA'nın 100'üncü kuruluş yılı münasebetiyle Paris'te yapılan genel kurulda temaslarda bulunmak için Fransa'ya giden Ömer Adal'ı sıcak karşılamış. Yetkililer, ilk kez bu sorunu çözeceklerini ifade etmiş. Adal, FIFA Genel Sekreteri'nin net bir şekilde söz verdiğini anlatmış. Yalnız konunun FIFA gündemine gelmesi için iki ay öncesinden bir üye federasyonun başvurması gerekiyormuş. Ekim 2004'teki toplantıdan önce Şenes Erzik ve Türkiye Futbol Federasyonu gerekli başvuruyu yapacakmış. İngiltere ve Kanada Adal'a desteklerini açıkça ifade etmiş. Ne senaryo be.......

Ayni Erzik, Dr.Okan Dağlı’ya UEFA’ya girmezseniz maç oynamanız imkansız diyor. O süreçten bugünlere kadar mişlerle avutulduğumuzun herhalde artık farkına vamışız. Milliyetçilik duygularının üst düzey hortladığı, Kıbrıs konusunun çözümsüzlüğü , Dr. Okan Dağlı’nın bahsettiği KKTC olgusundan sonra Birleşmiş Milletlerde alınan kararlar ve son olarak referandum, hep aleyhimize gelişmiştir. Ancak bir konuyu tartışmaktan hep kaçmışız. Eğer bu ülkede anlaşma olursa futbol yapısı nasıl olacak? İki taraflı ligler devam edip, tek federasyon yani KOP’a üyeliğimiz söz konusu olacak. Bir bir daha iki. Lütfen, başka senaryo kurulmasın. Yukarda yazılan senaryolar yeterli zaten......

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, Adal’ın yüzüne baka baka şu ifadeyi kullanır. “UEFA ile sorunlarınızı çözmeden uluslararası arenada yer almanız imkansız”. Arkasından Türkiye Milli Olimpiyat komitesi başaknı Tugay Bayatalı’dan bomba etkisi yapan mesaj gelir. “Birleşmiş Milletlere üye olmadan Olimpiyat düşünmeyin”.

Türk takımlarıyla maç yapamayacağız, Avrupada mücadele veremeyeceğiz. Hazırlık maçı bile bize harram. Olimpiyatlarda yer almayacağız. Kağıt üzerinde tanınmayacağız, sözlerle hep avutulacağız. Bu iki değerli insanın söylemlerini 10 yıl önce gündem yaparken, vatan haini damgasını yemiştik. İnsanlarımıza uluslararası hukukun üstünlüğünü Dikilitaş’ın etrafında yazıldığını anlatanlar, şimdilerde duvara toslamışlardır. Gelinen bu süreçte “win-win” tezini kaçınılmazdır. Çetinkaya’nın KOP’a üyeliğini gündeme getirip , destek vermemiz gerekir. Kıbrıs Türk halkı bu girişimle hiç bir şey kaybetmez. Zaten bugüne kadar “lose-lose” tezinden hep kaybetmiştir. Aksine, futbol olgusunu dünyada bir başka platforuma taşıyıp , haklılığımızı savunur hale gelebiliriz. Kendi işimizi kendimizin yapma zamanı gelmiştir.


D.K: Kıbrıs konusunu üstadlar harika açıkalmış, sonuna kadar katılıyorum. Ben kendi adıma ülke ve federasyon bazından çok takım ve futbolcu bazında dünyadaki durum hakkında bilgi vermek istiyorum. ‘Endüstriyel futbola karşı Metin Oktay’ pankartını kullanmıştı geçen sene Galatasaray. İlk yazımızda Okan abi’nin destekleyip, benimse şiddetle karşı çıktığım ‘Endüstriyel Futbol’ olgusunun bir ucu da siyasete dokunuyor ister istemez. Bu alenen ortada olmasa bile, bir yap-boz oyunu gibi çözüldükçe açığa çıkıyor.

Milan’ın başkanı (aynı zamanda sahibi) Berlusconi. Aynı zamanda İtalya Başbakanı. Televizyon kanalları, bankası, sigorta şirketi var. AC Milan kulübüne sayısız kupa kazandırdı. Şimdi, ‘ne var bunda, ne güzel işte, takım da başarılı’ diyenler olacaktır, haksız da değiller. Ama unutmamak gereken birşey var ki, bu takımdan Maldiniler, Gattusolar gidince, takım ruhu da Eurolar ile ölçülecektir. Siz düşünün, şu anda Türkiye Başbakanı Erdoğan, Fenerbahçe kulübünü satın alsa. Fenerbahçe de 10 yıl üst üste şampiyon olsa ve Şampiyonlar Ligini de 2-3 defa kazansa... Hangi Galatasaraylı, hangi Beşiktaşlı bununla sevinir. İşte bu noktada İtalya’daki diğer takım taraftarlarının düşüncelerini anlayabiliyoruz. Zaten iki sezon önce patlak veren, geçen haftaki yazımızda da bahsettiğimiz Calciopoli skandalı sonrasında lige -7 puan ile başlayan Milan’ın başkanı Berlusconi, hem kendi taraftarlarının hem İtalyan vatandaşlarının güvenini kaybetmiş gibi duruyor.

Her ne kadar İskoçya’da olay din savaşı gibi gözükse de, iki devletin arasındaki sürtüşmenin futbola yansıması gibi algılanabilir Celtic ile Rangers’ın durumu. Zira İrlanda asıllı olan Celt’ler ile %100 İskoç olan Gers’ler arasındaki bu mücadele, sadece din inancı bakımından değil. Rangers’ın Şampiyonlar Ligine veda etmesinden sonra oynanan Old Firm derbisinde Celtic taraftarları, Rangerslılara pasaportlarını sallayarak, ‘Biz Avrupadayız, siz de ananızın liginde’ tarzı bir harekette bulunmuştu. Yüzyıllar önce İrlanda da başgösteren bir hastalığa bağlı olarak, İskoçya’ya göç eden İrlandalılara ise, Rangers taraftarının cevabı biraz ırkçılık taşıyarak gelince, cezayı yiyen Rangers kulübü oldu ve Celtic taraftarından özür dilemek zorunda kaldılar.

Sol kanat oyuncularından bahsedeyim biraz. Sol kanat derken, illa mevkiden bahsetmiyorum. Sol ideolojiye sahip ünlü futbolcuları konuşalım biraz. Fowler geldi aklıma. Liverpool’un gelmiş geçmiş en sevilen oyuncularından biri olmasının sebebi, attığı inanılmaz goller, Arsenal’a 6 dakikada yaptığı hat-trick, kazandığı kupalar gibi bilinsede, KOP tribünü için bu adamın sevilme nedeni bambaşka. Liverpool bir liman kenti ve Liverpool’un efsane tribünü KOP’un çoğu üyesi liman işçileri. 1997 yılında liman çalışanlarının çoğu işlerini kaybediyorlar. Fowler ise onlara destek vermek amacıyla attığı gol sonrası formasının altında giydiği tişörtü gösteriyor. Tişört’ün altında ‘doCKers’, yani ‘Liman İşçileri’ yazıyor... Bu olay sonrası KOP tribünlerinin büyük saygısını kazanmasına rağmen, Liverpool’dan uzaklaştırılıyor Fowler...

Diğer bir isim ise DIOS... Yani Maradona... Her fırsatta Fidel Castro hayranı olduğunu söyleyen, kolunda CHE, ayağında ise Fidel portrelerini dövme olarak taşıyan bir insan...

Meksika direniş ordusu Zapatista’lara her yıl para yardımı yapan Inter’li Zanetti...

Marxist öğretiye olan bağlılıklarını dile getirmiş olan futbolcular, İrlanda Milli Takımı'nın eski oyuncuları Tony Galvin ve Chris Houghton. Manchester United'da 11 sene futbol oynayan İskoç futbolcu Brian Mc Clair de sol görüşlü oyunculardan. McClair bir röportajında "Sizi en çok korkutan nedir?" sorusuna "Margaret Thatcher hükümeti" diye cevap vermiş. Ayrıca Bill Shankly'nin de bu görüşe yatkın olduğu biliniyor. Bill Shankly'nin "sosyalizm benim inancıma göre bütün herkesin ortak iyilik için çalışmasıdır. Hayatı da futbolu da böyle görüyorum" sözü onun ünlü vecizeleri arasında. Eski Real Madrid’li Redondo ve şu anda Barcelona’nın teknik direktörlüğünü yapan Pep Guardiola. Türkiye'de sosyalist görüşe sahip oyunculara rastlamak çok kolay değil. Akıllarda kalan Metin Kurt var, sanırım şu anda TKP üyesi. Cevat Prekazi’nin de sol görüşlü olduğu konuşuluyormuş diye buldum bir yerlerden... Bir de Galatasaray’lı Nonda’nın CHE hayranı olduğu biliniyor. Sanırım büyük ihtimalle Kongo Cum. ile alakalı bir olay.

Bir de sağ kanattan akanlar var tabii, onlar da eksik olmaz bu güzelim top oyununda. En bilinen oyuncu Paolo DiCanio. Her ne kadar onu attığı inanılmaz gollerle hatırlamaya çalışsamda, yaptığı hareketler sonrası goller umrumda değil... Lazio forması ile Roma derbisinde ve Livorno maçında çektiği Nazi selamı hala insanların hafızalarından silinmedi. Hatta bu hareketlerden sonra Mussolinin torunu Alessandra Mussolini, Paulo Di Canio'ya bir tebrik mesajı bile göndermiş. ‘Irkçı değilim, faşistim’ sözü ile kendini aklandırmaya çalışsa da ikisi arasında pek fark göremediğim için hala daha kendisini sevemiyorum. Kolunda da Almanca "Fuhrer" anlamına gelen ve hem Adolf Hitler hem de zamanında "Duce" kelimesi ile Benito Mussolini için kullanılan Latince "DUX" kelimesini dövme olarak taşıyan DiCanio, futbolun kara lekelerinden biridir bana göre...

Lazio'nun eski oyuncusu Sinisa Mihajlovic de aşırı sağcı damgası yemiş isimlerden. 2000 yılındaki Lazio-Arsenal mücadelesinde Patrick Vieira'ya "black shit" sözünü sarfettikten sonra aldığı ceza bu özelliğini daha çok öne çıkardı. Kendisinin Slobodan Milosevic'le yakın ilişkilerinin olduğu ve Sırbistan'daki soykırım hareketlerini de desteklediği biliniyor. Balkanlardan gelen ve özellikle siyahi ırka olan önyargısını gizlemeyen isimlerden birisi de Bulgar yıldız Hristo Stoitchkov'du. Stoitchkov'un "kendimi siyahlardan daha üstün görüyorum" sözü onun da kara deftere yazılmasına sebep oldu.

Gianluigi Buffon'un hikayesi de ilginç tabi. 2000 yılında Parma forması giyerken giymek istediği forma 88 numarayı taşımak istemiş. Bu aynı zamanda Alman alfabesinin sekizinci harfi olan "H" ve HH şelindeki "Heil Hitler"e bir göndermeydi ve Neo-Nazi ideolojisinin önemli bir sembolüydü. İsteği İtalya'da yaşayan yahudilerden büyük tepki gördü. Bir başka sağ kaleci ise Christian Abbiati. Abbiati geçtiğimiz günlerde "faşizm ve vatanseverlik gibi öğretilere ilgi duyuyorum, dinime bağlıyım ve bunu belirtmekten çekinmiyorum, Hitler'in yaptıklarını savunmuyorum ancak ancak insanlara güvenlik getirdiği de kesin" türünde açıklamalar yaptı. Sanırım seney Lazio’da oynamak istiyor.

Hiç yorum yok: