7 Şubat 2009 Cumartesi

FutbolPedia 11




Avrupada ilk yarılar sona erdi. İlk yarı analizi...

D.K: Christmas tatiline iyice girmiş gibiyiz... Birçok lige ara verilirken bazı ligler sona bile erdi (Rusya, Arjantin). En erken araya giren lig ise Bundesliga ile Almanya. Bir Hoffenheim’dan bahsetmiştik FutbolPedia’ya başlarken. 3000 nüfuslu bir köy takımı, kısıtlı bir bütçe, akıllı transferler ve İbiseviç. Nice ‘isimlere’ milyonlarca euro ödeyen takımlar ağızları açık izliyorlar onu şimdi. 16 maçta 18 gol, 7 asist ve bu onun Bundesliga’daki ilk sezonu. Sanırım bu gidişle son sezonu da olur. Kariyerine Amerika’da okurken başlayan İbiseviç, orada ‘draft’ edildikten sonra, iki sezon sonunda Fransa’da dener şansını ama başarılı olamaz. İki sezon önce geldiği Almanya’da ise bu sene bomba etkisi yaratır.

Neticede Hoffenheim süprizi ilk yarıya kadar sürüyor. Eğer Bundesliga perde arkası da Türkiye Ligi gibiyse ikinci yarı yavaş yavaş alt sıralara yol alır Bundesliga’da... Dileğim şampiyon olması, zira 2. olsa çok konuşulmaz, bir haftaya unutulur...

Geçelim hemen Premier Lig’e. Chelsea, Liverpool’u şampiyon yapmak için son haftalarda uğraşırken, Liverpool ‘ben almayayım’ tarzı bir yaklaşım içinde. İki maç eksiği olmasına rağmen liderin 7 puan gerisinde bulunan Manchester United, her an aradan sıyrılıp şampiyonluğu kapabilir. Sezon başı süpriz ekip olarak nitelendirdiğimiz Hull City, namını Hoffenheim kadar sürdüremedi ama Premier Lig gibi üst düzey bir ligde, ilk senede ‘korkulan’ bir takım olmak, her babayiğidin harcı değil. Sen ne dersin bilemem Okan abi, bu gidişle ne sen sevinirsin ne ben, Manchester alır gider, biz de arkadan bakarız. Ama Premier Lig kurulduğundan beri ilk yarıyı lider bitiren takımların çoğunun şampiyon olması beni umutlandırıyor. Arsenal, iyi futbolunu sürdürse de, olmayan, olamayan birşeyler var. Eminim bunu Premier Lig’i takip eden futbolseverler de anlayacaktır. Oturuyorum televizyon başına, açıyorum biramı, karşımda kırmızı beyazlar... İnsan gol bekliyor, böyle güzel futbol ile birlikte.. Ama Arsenal getiriyor getiriyor, son hamleyi vuramıyor. Aston Villa, Celtic’i 2000-2005 arası zirveye taşımış İrlanda’lı O’Neill ile istikrar peşinde son 3 sezondur. Meyveleri yavaş yavaş toplamaya başlıyorlar. Forvet hatları kokutuyor. UEFA’da son maç aldıkları Hamburg yenilgisi kimseyi düşündürmesin. Villa iyi yolda.


“Ben demiştim” tarzı cümleler kullanıp bir şey ispat etme niyetinde değilim. Ama gerçekten de ben demiştim... Parayla saadet olmaz, bu araplardan hayır gelmez, Real Madrid’in bir dönem yapıp pişman olduğu ‘her sene bir yıldız’ mantığı artık işlemez, bu Manchester City bırakın şampiyon olmayı, şampiyonluğun kıyısından bile geçemez, dedim. Okan abi endüstriyel futbolu ve Manchester City’yi destekleyen bir tavırla, “bence olur” demişti ama olmuyor Okan abi, bakkalın çırağına bile transfer tekilfi yapıp, idari kadroyu dinlemezsen bunun suçlusu Mark Hughes değil. Takım şu an 20 takımlı ligde 18’inci sırada. Utanmasalar düşecekler. Sezona kötü başlayan Tottenham ise teknik direktör değişikliği ile üst sıralara yavaş yavaş tırmanmaya başladı. Ayrıca Fulham’ın bir maçına denk gelirseniz kaçırmayın derim. Diri ve güçlü bir futbol sergiliyor Fulham. Bira ile birebir...

İspanya ve La Liga. Barcelona ve diğerleri... Takıma Katalan bir teknik direktörün gelmesi, ayrı bir motivasyon getiriyor bu takıma. Ben eminim şu an bu takımdan Henry veya E’too’dan biri giderse Barça yine doludizgin devam eder. Derbi muhteşemdi. Her ne kadar Madrid savunması Messi’nin ‘aşil tendonuna’ çalışsa da, son golde direği öperek cevabını aldı Cannavaro.

Barcelona’nın ikinci sıradaki Sevilla ile puan farkı 10. Bu İskoçya Liginde bile olmayan bir durum. İspanya’nın spor gazetesi Marca’nın yaptığı bir ankette sormuşlar, “Barcelona’nın rakibi kim” diye. Seçenekler içine de diğer takımlar ile birlikte ‘Barcelona’nın kendisi’ şıkkını da koymuşlar. Katılanların %78’i de bu şıkkı seçmiş. Yalan da değil hani. Barcelona bu dakikadan itibaren kendi kendini yemezse, La Liga bitmiştir, Barcelona dışında hiçbir takımı da izlemeye gerek yoktur.

Alın size bir ‘ben demiştim’ durumu daha.Yaz dönemi, EURO 2008... Hollanda kamçılanmış at gibi giderken, yedekten bir genç oynadığı her maçta gol atıyor. Ben de bu adamı köşemde tanıtıyorum. Adı Huntelaar, nam-ı değer Hunter(Avcı). Van Nistelrooy’un sakatlığı sebebiyle transfer oldu Madrid’e. Ondan çok şey bekliyorum ama keşke Madrid değil de bana daha sempatik gelen bir takım olsaydı be Hunter.

Tamam bunu da demiştim ama hata yapmışım. İtalya Ligi zevkliymiş, heyecanlıymış... İskoçya’da edindiğim İtalyan arkadaşlar sayesinde iyice futbolun iç yüzünü de öğrendik Çizme’de... İnter’den nefret ettirdiler bana, aynı zamanda Milan’dan da. Ama içimdeki İbrahimoviç sevgisini öldüremezler... İngiltere’deki kadar fazla takip edilesi takım olmasa da, 8 takım benim ilgi alanım içinde. Seri B’den de Livorno’yu takip ettiğimi düşünürsek, toplam 9 takım oluyor İtalya için. Lazio her ne kadar ideoloji bakımından sevmediğim bir takım olsa da, şu anda oynayan genç Arjantinlileri ile göze hoş bir futbol sergiliyorlar. Juventus ise hegamonyalara son vermesi beklenen bir ekip bu sene. Amauri kral adam. Gerçi Juventus da Galatasaray gibi sakatlar ile boğuşsa da, Trezeguet’nin dönmesini bekliyorum heyecanlı bir vaziyette... Amauri-Trezeguet-Del Piero üçlüsü, bana göre yoğurt-salata-rakı üçlüsünden çok da farklı değildir. Fiorentina ve Genoa’yı yine üst sıralarda görmek içimizi ısıtıyor. Sezon başı Diego Milito’yu tekrar geri alarak iyi bir hamle yapan Genoa, Di Vaio-Milito ikilisinden çok ekmek yer daha.

Fransa... Lyon taraftarlarının açtığı “Alpaslan R.I.P” yani “Alpaslan huzur içinde yat” pankartı beni büyük bir Lyon sempatizanı yaptı bile... Ama artık şampiyon olmasınlar lütfen... Sıkıldık anlayacağınız. Marsilya olsun, bu aralar iyi giden Rennes olsun ama Lyon olmasın... PSG de kötü başlamasına rağmen çabuk yükseldi, belki de Kezman’a rağmen! Çok takip edemiyorum Fransa’yı, Cisse’de Marsilya’dan gidince iyiden hevesim kaçtı. Ama Bordeaux’yu bir iki kez izlemek gerek, tanımak gerek...

UEFA Kupası’nı çok hızlı geçeyim. Galatasaray’ın önü açık. Hem Bordeaux hem Hamburg (büyük ihtimal) geçilmeyecek takımlar değil. Bakalım görelim, hayırlısı olsun, Kadıköye her seferinde daha da az kalsın.

Şampiyonlar Ligi ile yazıyı sonlandıralım. Okan abi, işiniz zor. Şahsen Juventus’u ve Amauri’yi önceden bir izlemeni tavsiye ederim. Tahmin yapacak olursam Juventus derim. Villareal-Panatinakios. Yunanlı arkadaşlar çılgınca bu maçı bekliyor. Şanslar eşit olsa da Pana sürpriz yapar gibi geliyor. Sporting Lizbon-Bayern Münih. Sadece Ribery faktörü maçın gidişatını etkiler. Podolski belirsizliği de bu maçlarda önemli olur. Podolski gitmek istiyor ama Bayern onun yerinde Şampiyonlar Liginde oynatabileceği birini bulamazsa transfer işi zor. Öyle adamı devre arası bulmak da zor. Atletico Madrid-Porto. Gönlüm A.Madrid ile. Maradona’nın damadı döktürsün, zaten diğer Madrid takımı eleneceğinden, onlar devam etsin Devler Liginde. O.Lyon-Barcelona. Çok ama çok güzel bir maç. Barcelona affetmez tabii de, çekişmeli maç izleyeceğimiz kesin. Bunu not alıyorum bir köşeye. ‘Mutlaka İzle!’ de yazıyorum yanına. Real Madrid-Liverpool. Bir şey dememe gerek var mı? Mantığın değil, duygunun konuştuğu bir durum bu. Kırmızılar sonuna kadar gidecek umuduyla dolu içimiz. Özür dilerim ama karşımızda ‘Maviler’ olmayacak sanırım... Arsenal-Roma. Güzel bir futbol ziyafeti daha. Futbol Tanrıları, lütfen Totti’yi bu maçlara kadar iyileştirin! Amin! diyerek, bir temennide de bulunayım. Zira en az 2 ay topa değmesi yasakmış Totti’nin. Son olarak Inter-Man U. Sevmediğim iki takım. Birbirinden ölesiye nefret eden iki teknik adam. Bir tarafta İtalya’da laf attığı kişilerden istediği cevapları alamadığı için evde her akşam yatmadan iki Zanax almaya başlayan Mourinho, öte yanda son 12 Chelsea-Man U maçında sadece 1 galibiyeti olan, avuçlarını kaşıyarak ve ağzındaki sakızı sinirle çiğneyerek onu bekleyen Ferguson. Maçtan ziyade bu ikiliyi izleyeceğiz. Kim kazanırsa kazansın beni zerre ilgilendirmez, alayını geçer Liverpool bu sene...

Herkese mutlu, sağlıklı ve spor dolu bir yıl diliyorum. Futbol Tanrıları televizyonunuzun üstünden eksik olmasın efendim. Kendinizi bütün yıl boyunca bir üst lige çıkmaya hak kazanmış bir takım gibi mutlu ve umutlu hissetmeniz dileğiyle...


ve Şampiyonlar Liginde İngiliz-İtalya kapışması...

O.D: Deniz'imize Glasgow epeyce yaramış gözüküyor. Orda edindiği İtalyan ve Yunan'lı arkadaşlarla futbol görgüsü daha da artmış. Önyargılarından az da olsa sıyrılmaya başlamış gibi. İtalya ligini dikkate almaya başlamış sonunda. Futbolda yüreği ile oynayan bu Akdeniz ülkesini dikkate almayan Futbol yorumcusu olamaz zaten! Sizlere ve Deniz'e daha doğmadığı 1982 Dünya Kupasından bir anı anlatacağım. Kupa İspanya'da oynanıyor. Favorimz istim üzerindeki Brezilya. Statü o dönemlerde farklı. Guruplarında çıkanlar, 3'er takımlı iki gurup oluşturacak.Bu gurpların lideri olan takımlar da finali oynayacak... Bir gurupta Brezilya, Arjantin ve İtalya. Daha önceki gurup maçlarında İtalya 2 maçını 0-0, diğer maçı da 1-0 alarak buraya kadar gelmiş. Ben dahil tüm futbolseverler ve İspanya'daki 99 futbol yazarı Arjantin ve Brezilya maçının galibi guruptan çıkar ve final oynar diyor. Sadece FB'li ve uzun yıllar İtalya'da top oynamış Can BARTU finali İtalya'nın final oynayacağının kehanetinde bulunur. Kehanet diyorum çünkü bu imkansız gibi birşey... Herkes ona 'sende İtalyan kompleksi var' der. Çocukluğumuzun idolu Can Bartu güler ve birşey söylemez. Maçların sonucunu bekler herkes gibi. Finali guruptan Arjantin ve Brezilya'yı sürklase edip lider çıkan İtalya oynar. Diğer guruptan gelen Almanyayı da finalde dağıtır ve 1982'de Dünya Şampiyonu olur. Gol kralı da Paolo Rossi... İtalya böyle ülke Deniz'im... Sen onu biraz daha izle istersen. Hele son gördüğüm lig maçı Juventus-Milan maçını görmeyeniniz varsa da YouTube'den indirip görsün. Futbol adına ne ararsanız bu maçta var. Mücadele, yüreğini avcuna alıp rakibine girme, bol gol yani herşeyi görürüsünüz bu maçta.

Tabii ki bu maçtan sonra çekilen Şampiyonlar ligi kurasında tek istemediğim takım Juventus, o da bize yani Chelsea'ye düşüyor. Juventus'un de hocası eski hocamız İtalyan Cladio Ranieri. O dönemlerde adı bilinmeyen Lampard'ı Chelsea'ye getiren hoca... Takımı iyi biliyor. Bir çeyrek finalde Arsenal'i eleyip yarı finale kaldığımız maçtaki gözyaşlarını hala daha hatırlıyorum. Duygusal bir insan. Ve Chelsea-Juventus eşleşmesinden sonra Chelsea Futbol Kulübü açıklama yapıyor ve eski hocamıza Stamford Bridge'de büyük bir konukseverlik ve karşılama yapacağımızı ve taraftarların da onu bağrına basacağını açıklıyor... Yani Deniz endüstriyel futbol hala daha tüm duyguları yok etmemiş futbolda.


Şampiyonlar ligi İtalyan-İngiliz kapışmasına sahne olacak bu turda. Hep tartışıyorlar hangi ülke daha büyük diye futbolda! İngilizler uzun yıllar dünya ve avrupa futbolunda milli takımlar düzeyinde bir başarı elde edememenin de üzüntüsü ile ilk kez bir İtalyan teknik adam getirmişler İngiliz Milli Takımının başına: Fabio Capello. İngiliz milli takımın hocası Milan, Roma, Juventus ve Real Madrid'de şampiyonluklar yaşamış, İtalyanların en karizmatik teknik adamı. Bu kısa bilgiden sonra Şampiyonlar ligine dönelim. Kura gerçekten son yılların en ilginç kurası. İnter, Juventus ve Roma ile Şampiyonlar liginde temsil edilen İtalya'nın karşısında ManU, Chelsea ve Arsenal. İngilizlerin 4. temsilcisi Liverpool'a İtalyan rakip sayıca yetersiz kalınca ona da Real Madrid çıkmış. Tabi ki bu kapışmanın şimdilik dışında kalan Barcelona en şanslı favori takım görüntüsünde. Gittikçe forum grafiği yükselen Klinsman'lı Bayern Münih'i de es geçmemek lazım. Bence Roma'da bu saydığım takımlardan ikisi final oynar... Kadrosu en geniş takım bu maratonu tamamlayıp Mayıs'taki finale ulaşır. Fakat yarın başlayacak ara transferde bu takımlar henüz kadrolarındaki eksikleri giderecek bir hamle içinde değiller. Ocak-Şubat ayı Avrupa'da mevsimsel olarak en sert geçen aylar. En az sakat veren takımlar maratonu hem kendi liginde hem de Şampiyonlar liginde başta götürecek.

Deniz'in yeni yıl dileklerine ilave olarak, adamızda yarım asırdır süregiden çözümsüzlüğün sona ereceği ve Birleşik Kıbrıs idalimizle beraber BARIŞ içinde yaşanacak bir ADA'da izleyeceğimiz, yazacağımız daha nice güzellikleri hep birlikte yaşamamız dileğiyle herkesin yeni yılını kutlarım.

Hiç yorum yok: