7 Şubat 2009 Cumartesi

FutbolPedia 13


Kıbrıs’lı Türkler Futbolda Makus Talihini Yenecek mi?

OD: Şu anda dünya futbolunun nersindeyiz Deniz? Bence yokuz. Güney Kıbrıs’ın gerek ülke puanlarında olsun gerek oynadığı futbolda aldığı sonuçlarda olsun Dünya 3. ve Avrupa 4.’sü Türkiye’yi yakalamış durumda. Hemen yanı başımızda ayni iklimde, ayni toprakta yetişenler fırladı gitti, biz yok oluşumuzu seyrederken maalesef...

Herkes içki masalarında n’olacak bu Fenerin hali diye tartışsın dursun ama biz hala daha kendimize çare üretemiyoruz. Şura, spor programları, kavga-döğüş hergün... Netice gerilemeye devam! Futbol Federasyonu çare arayacak diye siyaseti bu işe bulaştırmaya çalışıyor. Spor yazarlarımız da hep siyasi kökenli. Bu işe buluşmayan bir sendikalar kalmıştı. Her işin profesörü olarak onlar da beyanat vermeye başladı. Kişi başına en fazla 'Beden Eğitimi' öğretmeninin düştüğü ülkede okullar nerdeyse spora küs bir şekilde eğitim ve öğretime devam ediyor.

Eskiden diye söze girmek istemiyorum. Ama 1950’lerde İngiltere ligindeki takımlarla başabaş oynayan, 1970’lerde Türkiye 1.ligi takımlarına kök söktüren futbol takımlarımızdan şu anda yok! O dönemin beton gibi zeminlerinde, içlerindeki futbol sevgisiyle top peşinde koşarken kendi maçları dışında oynanan futbol maçlarından bihaber olan 20. asrın futbolcu ve futbol takımlarını özlüyorsak işin içinde bir değil binlerce yanlış vardır.


Hafızasına çok güvendiğim efsanevi beden eğitimi öğretmenlerimizden ve eski futbolculardan Dinçer hoca 1950’lerde Arsenal’i hazırlık maçlarında nasıl yendiklerini hala daha anlatıyor. Yine Kıbrısın unutulmaz kalecisi Mustafa’ya sorun Eskişehirspor’un Anadolu’da futbol devrimini yapıp Türkiye liginde ard arda lig 2.liğini aldığı yıllarda nasıl MTG ile başa çıkamadığını size anlatacaktır.

1970’leri birine sormam gerekmiyor. Çünkü artık benim de hatırladığım yıllarda Türkiye liginin devre arasında Kıbrıs’a gelip hazırlık maçı yapan Zonguldakspor’un tam kadrosu ile MTG ile zar zor tekme tokat Canbulat stadında 2-2 kaldığı maç herkesin harırlarındadır. Ertesi hafta Beşiktaşı İstanbul’da yenerek lig lideri olan Zonguldakspor ayni sezonu Türkiye 1.ligini 2. bitirmişti!

Senede bir Türkiye ile maç yapacağında oluşturulan milli karmamız (o zaman öyle denirdi!) Fatih Terim’li, Gökmen Özdenak’lı Türk Milli takımına Girne’de tek farklı bir skor ile yenilirken başabaş oynadığı maçı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu.

Hade bana 1990’lardan anlatın. Yada 2000’li yıllardan hatırlarda kalan bir maçı konuşun. Yoktur! Hade maç yapmamız amborga altında... Kalksa da oynasak Arsenalle, Sivassporla ve Türk Milli takımıyla ne hava keseriz acaba... Ama ambargo var napacan? Bişey yapmak mümkün değil. 50 tane çim saha, Ballack’ların ile Ronaldo’ların giydiği ayakkabılar ve formalar, Sivas’ın oynadığı zeminden daha iyi sahalar, aylık maaşlar v.s, v.s... Eğitimden geçmiş dünya kadar teknik direktör, masörler, yardımcı antrenörler, haftada istersen göreceğin dünya liglerinden onlarca maç!

Sonuç: “0”... Futbol Federasyonun siyasetçi başkanı Talat’ı, KTÖS CTP ve Kalyoncu’yu, siyasetçiler “Kıbrıs Sorununu” suçlamaya devam ediyor hala!



D.K: Eğer ortadan ikiye yarılmış şu devletimiz içinde, yabancı biri, Kıbrıs takımı olarak bana Anorthosis’i söylüyorsa, bence de bizim dünya futbolunda yerimiz yok Okan abi. Onu bırakın, internet sayfalarında futbol bloglarında yazılar yazan genç-yaşlı bir çok Türkiye’li arkadaşın Meksika ligi hakkında bile bilgi sahibi olmasına karşın ve her fırsatta ‘yavruvatan’ etiketini anlımıza yapıştırmalarına rağmen kuzeyde oynanan lig hakkında en ufak bir bilgisi yoksa, benim de onlara söyleyecek başka sözüm yok.

Ama olayın şu yönü de var. Kıbrıs Türkleri olarak biz kendi tuttuğumuz ligimiz takımlarından çok Türkiye takımlarına bağlıyız. Örneğin MTG bir maçı kaybettiğinde etkisi üzerimizde en fazla 2-3 saat sürerken, Galatasaray Avrupa’da bir maç kaybettiğinde etkisinden 1-2 gün kurtulamıyoruz. Sohbetlerde Türkiye Ligi saatlerimizi alırken, bizim ligimizi en fazla 10-15 dakika konuşabiliyoruz. İnsanlarımız, ki buna ben de dahilim, öyle bir duruma geldi ki, artık ligimiz bize o heyecanı vermiyor.

Söyleyin bana, kaç sezondur bizim ligimiz son maça kadar heyecan taşıyor. MTG’nin şampiyon olduğu sene 3 hafta öncesinden, Gönyeli’nin şampiyonluğu ise neredeyse lig başlamadan belli olmuştu. Ama ben Gönyeli-Esentepe maçını, Binatlı-Çetinkaya şampiyonluk maçlarını hatırlıyorum. Gerçi öyle bir ligimiz var ki, şampiyon sadece bir kupa alırken, ikinci takım gelecek sezon hazırlıklarına başlıyor. Gelecek adına mücadele edecek hiçbir şeyimiz olmadığından (Şampiyonlar Ligi, UEFA), ilk haftalarda bir kaç puan kaybetmiş şampiyonluk adayı tamamen ligden kopuyor.


‘Şimdi ben kalkıp da hangi maça 20-25 lira vereyim de gideyim’ felsefesi herkesin aklından geçen bir düşünce, bunu inkar etmiyelim. Bostancı Bağcıl’ın yönetim kurulu üyesi ve yazılarımızı her hafta takip edip yorum yapan sevgili Tahsin Kaya abim de geçen haftaki ‘forma’ konulu yazımızdan sonra bana attığı mail’de; ‘Ah Denizciğim biz 2000 liraya forma reklamını yapamıyoruz. İş adamına diyoruz ki 2000 lira vereceksin, formaları biz yaptıracağız ve istediğin şekilde ismini üzerine yazdıracağız, maçımız canlı yayında yayınlandığında reklamın yapılacaktır ve kabul eden çok az olmaktadır onlar da bizim köylülermizdir.’ diyor. Bence bu durumda iş adamı da haklı Tahsin abi. Gerçi bir iş adamı için 2000 lira az bir para ama, adam tribündeki 500-600 kişiye mi yapsın reklamını? Daha iyi aynı paraya gazeteye 1 aylık ilan verir, daha fazla kişi izler. İşte bu, dışa açılamamanın ve kendi kabuğumuza kapanmanın verdiği olumsuzluklardır.

Şu anda piyasada olan görüşmeler var bir de. FIFA-UEFA-KOP-KTFF arasında oluşturulması planlanan bir komite ile ilgili. Bu haberi ilk duyduğumda ben Kıbrıs’taydım. Sevgili Cenk abi bana okumam için Sn. Ömer Adal’ın yolladığı faks verdiğinde, Ömer Adal’ın Cenk abiye, “KTFF, KOP’a üye olacak” tarzı açıklamalarını da duydum ve bir araştırma yapıp, böyle bir şeyin olamaycağını kendi aramızda konuştuk. Zira, eğer bir federasyon, başka bir federasyon’a üye oluyorsa, o ülkenin milli takımının ve federasyonunun artık işlevsiz hale gelmesi demekti. Sn. Ömer Adal’da Cenk abiye Bosna örneğini verdi. Ama Bosna-Hersek yönetim biçimi ile bir Federal Devlet modeli. Futbol Federasyonu da devlet modeline uygunluk taşıyor...

Daha sonra okuduğumuz Sn. Ömer Adal’ın açıklamalarında ise, benim anladığım KTFF’nin değil, liglerimizdeki takımların KOP’a üye olacağı idi. Bana göre bu ikisi farklı yaklaşımlar. Ayrıca okuduğumuz faks’ta, UEFA, 4’lü komite önerisini kendilerinin sunduğunu ve Sn. Ömer Adal’ın sunduğu önceki teklifin kabul edilemez olduğunu belirtirken, Sn. Ömer Adal ise 4’lü komitenin kendi önerileri olduğunu, FIFA’nın da buna sıcak baktığını belirtiyor.



Benim mi kafam karıştı, FIFA’nın mı anlamadım. Evet, normal durumlarda 'futbol ile siyaset’in asla karıştırılmaması gerekiyor. Siyasi geçmişini herkesin bildiği birinin de başında olduğu bir Federasyonumuz varsa ve ayrıca çok kritik bir barış sürecinden geçiyorsak, attığımız adımlara da çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu konuda KTÖS’ün açıklama yapması anlamsız, gereksiz ve saçma. O zaman da Badminton Federasyonu kalksın öğretmenlerin kıdem tahsisatı konusunda fikir beyan etsin. Herkesin kendi işine bakması gerek. Sırf hükümeti eleştireyim diye her konuda çıkıp absürd açıklama yapmasınlar. 11 sene devlet okulunda okudum, birkaç istisna haricinde “bedenimi eğiten” beden eğitimi öğretmeni göremedim. Bana bunları açıklasınlar. Sinirlendim gene ben. Bir kahve içeyim en iyisi...


1 yorum:

hakan sensoy dedi ki...

ELINE SAGLIK COK GUZEL OLMUS.ZAMANINDA 1980 1985 GIRNE HALK EVINDE OYNARDIM VE ZAMANINDA COK CEBOCUKLARDAN GIYDIK.HA 1980 DE GENCLER KIBRIS LIG SAMPIYONUDA OLDUK.YENICAMI IKINCI .SAGOLSUN BENIM CEBOCUKLARIM