7 Şubat 2009 Cumartesi

FutbolPedia 16





Onun peşinde koşmak...

D.K: Forma dedik, reklam anlaşmaları dedik, taraftar dedik, krampon dedik. Peki sizce o olmasa bunlar olurmuydu? Bu işten zevk alanlar, bu işe milyonlarını yatıranlar, bu işten ekmek kazananlar ve ekmekten de fazlasını kazananlar... Bu insanlar onun peşinden koşmasa, milyonları (hem para hem taraftar bakımından) peşinden sürükleyebilirmiydi? Şimdiye kadar yeryüzünde oynanan trilyonlarca maçta en çok canı yanan, durmadan tepelenip duran aktörü anlatmada şimdi sıra. Futbol topu...
Tarihsel referanslara göz attığımızda futbol topu ilk olarak Güney Amerikalılar tarafından kullanılmış. Eğlence amaçlı... Hiç şaşırmadım desem yalan olmaz. Tabii ki o zamanlar kauçuk bilinmediğinden toplar insan veya hayvan kafatasının etrafına kumaş geçirilerek hazırlanmış. Aztekler ise oynadıkları ‘top’ oynunda topa ayaklarıyla vurarak havada tutmayı ve duvarın üstüne monte ettikleri halkadan geçirmeyi amaç edinmişler. Kaybeden takımın liderinin kafası bir sonraki maçta top olarak kullanılacağından işin ciddiyete binme dönemleri o zamanlar başlamış.
Tarihsel dönemlerden yakın tarihe uzanalım... 1836 yılında Charles Goodyear ebonit maddesinin patentini alır. (Şahsın Goodyear lastikleriyle bir alaksı yoktur.) O dönemki topların büyüklüğü ana madde olarak kullanılan domuz mesanesinin büyüklüğüyle orantılıdır. Mesanenin şekli orantısızlaştıkca, topa vurulduktan sonra ne yöne gideceği de daha muamma bir hal almaktadır. 1855 yılında ise Goodyear, ilk ebonit futbol topunu üretir. Bugün New York’taki ‘National Soccer Hall of Fame’ müzesinde sergilenen top, o dönemlerde kurulan Oneida Futbol Kulubü ile Boston Latin Futbol Karması arasında oynanan maçta, kazanan takım olan Oneida’ya kupa olarak hediye edilir.
1863 yılında ise yeni yeni kurulan İngiliz Futbol Federasyonu, futbol kurallarını yayınlar. İlk maddede futbol topuna ilişkin, şekil, büyüklük ve üretilen madde konusunda sınırlamalar yer almaktadır. 1872’de son şeklini alan bu kurallar, günümüze kadar aynı biçimde gelmiştir ve FIFA tarafından kullanılmaktadır. 1900’lü yıllara gelindiğinde topların hem içi, hem dışı daha sağlam maddelerden yapılmaya başlandı ve basınca dayanıklılıkları iyice arttı. 1930’larda iç lastiği kavramak üzere sert deri kullanılmaya başlandı. İç lastiğin üstüne geçirilen bu deri, daha sonra sert iplikler vasıtası ile bir yerinden dikilerek oyuna hazır hale getiriliyordu.
Şut atmak için elverişli olan bu toplar, hava mücadelelerinde ise tüm futbolcuları canından bezdiriyor, her vuruşta oyuncunun kafasındaki birkaç milyon hücreyi telef ediyordu. Özellikle yağmurlu havalarda derinin su çekmesi ile birlikte ağırlaşan top, birçok kafa sakatlığına davetiye çıkarıyordu.
Enteresan bir bilgi verecek olursak, ilk yapılan Dünya Kupası finaline kalan iki takım Arjantin ve Uruguay, maçı oynayacakları topu belirleyememişler, ilk yarıda Arjantin’in, ikinci yarıda ise Uruguay’ın topunu kullanmışlar. Sonuç olarak ilk yarı sonunda devreye kendi toplarının yardımıyla 2-1 önde giren Tangocular, maçtan 4-2 mağlup olarak ayrılmaktan kurtulamamışlar... Daha sonraları Dünya’yı vuran savaş sona erdikten sonra, toplar markalaşmaya ve gelişmeye devam etmiş. Su emilimini azaltan toplar ile birlikte oyuncuların kafası artık daha rahat olmuş, sakatlıklar azalmış. 1960’larda ise tamamen sentetik toplar üretilmeye başlanmış. Büyük dedemin, anlatılanlara göre MTG’de oynarken, bir kafa mücadelesi sonucunda gözüne giren ve bir gözünü kaybetmesine neden olan dikişlerin yerini, yapıştırıcılar almaya başlamış. Bu toplara ise ‘Buckminister Ball’ yada kısaca ‘Bucky Ball’ denilmiş. Richard Buckminister’in icat ettiği bu toplar, günümüzde de kullanılan 20 altıgen ile 12 beşgen siyah-beyaz şekilin birleşmesi ile oluşturulan futbol topunun aklımıza gelen ilk şekli olarak tarihteki yerini almış.


Dünya Kupaları ise futbol topları açısından iç çamaşırı defilesi gibi adeta. Her dönem yeni bir top kullanılan Dünya Kupalarında bugüne kadar Adidas dışında başka bir markaya rastlamadık. 1970 yılından itibaren her Dünya Kupasın’a düzenlenen ülkeye göre bir model geliştiren Adidas, şu anda lig bazındaki organizasyonlarda en çok kullanılan top olan Nike ile feci bir rekabet içerisinde.
Ama bana sorarsanız, ilk kez 1978 yılında Arjantin’de düzenlenen Dünya Kupasında kullanılan Adidas Tango isimli topları hiçbirşeye değişmem. Daha sonra benim de bir Adidas Questra topum olmuştu, hani Amerika 94’te kullanılanlardan... Üstüne naylon geçirip oynardık mahallede, bir şey olmasın topa diye. Bulunmazdı o zamanlar kolay kolay güzel futbol topu. Varsa yoksa ‘Burhan Plastik Sanayi’ vardı, sağa doğru vurduğunda sola giden cinslerden. Şimdi ise gençler en yeni topları en kolay şekilde edinebiliyorlar (yaşlanıyormuyum ne?)... O kadar eskiye gidemedim ama sevgili Ahmet Öztenay abimin katkılarıyla birkaç eski Dumlupınar resimi ulaştı elime. Bu resimlerde o dönemde oynanılan toplar görülüyor. Teşekkürler Ahmet abi...
Birde yazıda sözü geçen, benim hiç görmediğim büyük dedemin fotoğrafını buldu sağolsun babam. Ortada duran kendisi, gözünü kaybetmeden önce... Güzel günler olsa gerek hepsi. Renk cümbüşü içindeki günümüz toplarına inat, yaşasın beşgen-altıgen şekilli, siyah-beyaz futbol topları...



O.D: Deniz yine yüzyıllarca geriden alıp bugüne kadar gelişimini anlatmış ‘meşin yuvarlak’ denen futbol topunun. Bizim çocukluğumuzda Türkiye’de oynanan maçları naklen ancak radyoda dinleyebilirdik. Kıbrıs’taki maçları ise gece saat 20.00 de Bayrak Radyosunda (o zaman televizyonu yoktu) maçı izleyenler tarafından anlatılan spor programından takip ederdik. Baf’tan Hüseyin Irgat veya Celal Canova, Limasoldan Atilla Berberoğlu biraz da taraflı olmak kaydıyle anlatırdı yorumlarını. Ama topa hep meşin yuvarlak derlerdi. Gerek İstanbul Mithat Paşa Stadyumundan anlatan Orhan Ayhan gerkese bizimkiler bu meşin yuvarlaktan bahsedip dururken ben, hep topa niçin top demediklerini merak ederdim. Şimdi Deniz’in yazdıklarını okuyunca yıllar sonra kendilerine hak veriyorum çünkü meşinden yani deriden yapılan topla futbol oynamak 1970’lerde bir ayrıcalıktı. Bizim gibi ülkelerde suyu çekmeyen, çamurda ağırlaşmayan, kafa vurdumun beyin sarsıntısı geçirmeyeceğin deriden topla oynama kolay bir iş değildi doğrusu... Bundan dolayı da spikerlerimizin ağızları dolarak ‘meşin yuvarlak’ lafını dillerinden düşürmüyorlardı.
1970’lere bizim mahalleye dönecek olursak, öncelikle adam gibi topu olan takımda direk oynardı. Hatta topu getiren arkadaşımıza pas atmadığınızda veya onu kızdırdığınızda topu alıp gitme ve maçın yarıda kalma ihtimali dahi yok değildi! Güzel bir topa sahip olmak çok önemliydi. Tek çocuğa bağımlı olmaktan kurtulmak için aramızda para toplar ve iyi bir top almaya çalışırdık. Fakat yine de birkaç oyundan sonra iplikler belirginleşir, su ve asfalttan bozulmaya başlardı. Günlük futbolumuz saatte bir iki araba geçtiğinden dolayı genelde asfaltta olurdu. Çift kalede Yusuf dayı ile Kayalp amcanın güneşli odalarının camları kırıldığında topa el konur ve maç yine yarım kalırdı ama başka çaremiz de yoktu. Topu korumak birinci önceliğimizdi ve genelde yerden kısa pas yaparak oynardık oynamasına da topun ipleri çok kolay yıpranırdı bu şekilde. İpler sudan bozulmasın diye de yolun karşısındaki Shell benzin istasyonundan aldığımız grasso (tekalemit yapılan arabaların kapılarına sürülen donmuş yağ) ile topun ipliklerini adam gibi ‘grasso’lardık. Topumuzun parçalarını bir arada tutan ipler artık kolay kolay kopmazdı. En kötü ihtimalle patlayacak topun da iç lastiğini bisikletçi Hakkı Derman’da hallederdik. Deniz’in 1930’larda kullanıldığını söylediği iç lastikli toplarla biz 1970’lerde oynadığımızda kendimizi şanslı sayardık doğrusu...
Maçlara gelince genelde tek top ile oynanırdı lig maçları. Sanırım tek istisna vardı, Canbulat stadyumu! Sol bek oynayan Ahmet Dokuz toplara çok sert vururdu ama tek kusuru da ayağının biraz düzgün olmayışıydı. Hisarı arkamıza aldığımızda deniz tarafı solda kalırdı. Dokuz bazen öylesine yükleniyordu ki topa, limana giden topun geri gelmesi yarım saati alırdı en azından. Topları toplayan Ahmet Tiktak bile bu duruma öfkelense de yine de limandan topu kurtarmak ona kalırdı günün sonunda. Bundan dolayı Mağusa’daki maçlar genelde şimdilerde olduğu gibi en az iki topla oynanırdı...


Dünyada oynanan maç toplarının aynileri ile top oynamak ancak şimdiki nesillere nasip olmaktadır. Birkaç yıl önce oynanan Dünya Kupası veya Premier Lig toplarını şimdilerde Londra’da Oxford Street’deki spor mağazalarında 3 sterling civarında alabildiğinizi, hatta ülkemizde de Adidas veya Nike mağazalarında istediğiniz maç topunun her yaş gurubuna göre ayrı gramaj ve sertlikteki varlığını düşünürseniz çocukluğunuzun ve gençliğinizin geride kaldığına bir daha hayıflanırsanız sanırım. Benim gibi...

Hiç yorum yok: