19 Mart 2009 Perşembe

Böyle doğdum, böyle ölürüm...


Sen çok yaşa benim babam...
Bana bu sevdayı aşıladın...
Sayende bu yaşta ne elimde düzgün bir işim, ne kolumda evlendiğim kızım var...
Ve artık hissetmeye başladım baba...

Hani bazı insanlar senin taptığın,

uğruna en yakın dostlarınla kavga ettiğin,
arkadaşlarına küstüğün,
sesin kısılana kadar bağırdığın,
üstünü başını yırtıp,
gece eve sabaha karşı geldiğin...

O damarlarında akan sevdaya,
yüreğinin içindeki tek AŞK'a...

Senin kadar bağlı olmazlar ya...
Olamazlar belki de...

İşte ona üzülüyorum ben baba...
2.5 santim uzunluğunda kesilmiş,
yeşil renkli zeminde,
bu işten para kazanan adamların,
ve kenarda 'kulübe' adı verilen yerde oturanların...
bir kaçı hariç...
İnanmadıklarına ağlıyorum ben bu akşam...

sen dert etme benim babam...
sen neler gördün geçirdin...
kimler geldi geçti bu diyarlardan...

o kumaş ağırdır babam...
o kumaş, hem de çok ağırdır...
ve güçlü olmak ölçüt değil
karakter, inanç gerekir
onu taşımak için...

giden gider babam,
giden de gidecektir...
vazgeçen vazgeçer...

biz burdayız yine baba,
vişneye çalan kırmızısına,
turuncudan tok sarısına...

onun için,
bana aldığın tüm 'o kumaşların' arkasına
kendi adımı yazdım baba...

Ben bir ailemi sevdim baba,
bir de Parçalı'yı...

1 yorum:

arnawut dedi ki...

çok güzel :(