18 Mart 2009 Çarşamba

FutbolPedia 21



Ekonomiyi ve insan haklarını değiştiren futbolcu...


D.K: Çok tanınmış ve ünlü bir oyuncu değildi aslında... Öyle ahım şahım yetenekleri de yoktu hani... Kim bilirdi ki bu adam kalkıp bütün futbol piyasasını yerinden oynatacak, dengeleri alt üst edecek, kimin patron, kimin köle olduğunu tüm dünyaya ispat edecek...

30 Ekim 1964 yılında dünyaya gelir kahramanımız. Belçika’da doğmuştur. 26 yaşında, futbol hayatı nispeten düşük seviyeli RFC de Liège takımında devam ederken, sezon sonunda transfer dönemi gelip çatmıştır Maddi zorluklar yaşayan kulüp, kendisinin maaşından %60lık bir kesinti yapılmasını önerir, aksi takdirde futbol oynayamayacağını söyler. Sözleşmesi sona eren futbolcumuz da, kalkıp Fransanın Dunkerque ekibi ile sözleşme imzalar. Bu olayın duyulması üzerine RFC de Liège yönetimi, futbolcusu için zamane parasıyla gayet yüksek olan 400,000 Euro’luk bir bonservis ücreti talep eder.

Tabii ki Fransız ekibinin bu parayı karşılayacak maddi gücü olmadığından transfer yatar ve adamımız kulüpsüz kalır. Bunun ardından kahramanımız futbol tarihini ve ekonomisini değiştirecek adımı atar ve RFC de Liège kulübünü Belçika Mahkemesine verir. Tarih yaprakları 1990 yılını göstermektedir. Belçika mahkemesi, futbolcunun sözleşmesinin sona erdiğinden dolayı bedelsiz transfer olabileceği kararını verir. Ama olay burada bitmez ve RFC de Liège bu kararı ciddiye almadığını söyler. Ardından olay UEFAya taşınır. UEFA bir sonuca varamadığından işsiz kalan kahramanımız, 1995 yılında, yani 5 yıl sonra, davayı Avrupa Birliği Adalet Divanına taşır. 1 milyon dolar tazminat istemiyle dava açılır. UEFA, kendisini destekleyen bir mektubu Belçikaya gönderirken, FIFA ise bu karara katıldığını ve UEFAyı desteklediklerini bildirir.




Çok uzun yıllar süren mahkemler sonucu kararlar verilir. Bu sonuçlar üzerine ilk olarak Avrupa Birliği'ne bağlı ülkelerdeki profesyonel futbolcular serbest dolaşım hakkı ve kontrat bitiminde bonservis bedeli olmadan takımdan ayrılma hakkı alır. Bu kararlar basketbol gibi diğer takım sporlarını da etkiler. 15 Aralık’ta sonuçlanan dava sonuncunda, futbolcu 700,000 Euro’luk bir tazminat alır. Ama artık 31 yaşına gelen futbolcu, Fransada birkaç alt lig takımında oynadıktan sonra kariyerini sonlandırır. Zaten tazminat parasının tümü de mahkeme masraflarına gitmiştir. Elde avuçta kalan birşey yoktur. Futbolu bıraktıktan sonra bırakın antrenörlüğü, yorumculuk bile yapamaz. Herkes ona sırtını dönmüştür adeta.

Bugün 45 yaşında olan kahramanımızın, birkaç yıl önce bir futbolcu sendikasının Hollandadaki açılışına davet edildiğinde, yüzünde ezilmiş bir adamın ifadesi vardı. Hollanda ve Belçika milli takımlarının topladığı 75 bin Euro ve birkaç futbolcu arkadaşı tarafından bağışlanan ufak meblağlar dışında işsiz ve yalnız kalmıştı. Bugün eşi ve kızıyla sakin bir yaşam sürdüren kahramanımızın, futbolcuların haklarını savunduğu için UNESCOdan aldığı ödülden başka elinde avucunda bir şey kalmadı. Yine katıldığı bir FIFPro toplantısında hayatını nasıl kazandığını ise şöyle anlatıyordu: Satın aldığım bir apartmanın kira gelirleriyle yaşıyorum. Başka nasıl bir iş yapabilirim ki? İsmim, alnıma vurulmuş lanetli bir damga gibi...”



Hey Jean-Marc Bosman hey… Dünyayı değiştiren, ekonomiyi alt üst eden ve birçok kulübü sıfırla çarpıp, birçok futbolcuyu zengin eden Bosman İlkelerinin isim babası… Acaba milyonlarca euro’luk anlaşmaların altına futbolcular imza atarken, hiç seni düşünen bir babayiğit var mıdır? Yoktur mutlaka… Bu ilkeleri senin amaçladığın gibi iyiye kullanmaktan ziyade, aklı açıkgözlüğe çalışan çok örnekler gördü bu gözler… Emre ve Okan en birincileri…

Peki Bosman ilkelerinden sonar neler değişti? Bu köklü değişim, özellikle altyapıya önem veren takımlar için büyük bir darbe anlamına geliyordu. En büyük kurban Ajax oldu. Ajax, Bosman’dan sonraki 10 yılda 77 yıldızını ve genç yeteneğini kaybetti. Aralarında Kluivert, Overmars, Davids, Seedorf ve De Boer kardeşlerin de bulunduğu bu futbolcuların kontratları bittikten sonra ellerini kollarını sallayarak kulübü terk etmeleri Ajax’a milyonlarca Euro kaybettirmiş oldu.

Bonservis bedelinin tarihe karışması, transfer ücretlerini inanılmaz bir hızla yükseltti. Bu da en çok yıldız futbolculara yaradı. 1995ten bugüne elit futbolcuların maaşları yüzde 500 ile 1000 arasında artarken; milyarlık ayaklar, multimilyarderlere dönüştü.



Sınırsız AB vatandaşı oynatabilme kuralı sayesinde Real Madrid’in “Galacticos”u mümkün olmuş, 1999’da bir Premier Lig maçında Chelsea ilk kez içlerinde tek bir İngiliz bile bulunmayan kadroyla sahaya çıkmıştı. Arsenal ve Schalke’nin 2004’teki kadrolarına bakıldığında da kendi ülke vatandaşlarının azınlıkta olduğu görülüyordu. Bu değişimlerin sonucunda ortaya çıkan tablo ise şöyleydi: Maddiyata yönelik bir mantalite, mumla aranan takım ruhu ve sponsorluk anlaşmalarının arasında gittikçe eski günleri aratan futbol kalitesi

Peki Kıbrıs’ta ne oldu Okan abi? Biz bu kuralları ucundan ne zaman yakaladık? Gerçi doping, şike ve sistemsizliğin kol gezdiği ülkemizde kim kimin haklarını takar, orası da ayrı



OD: Sevgili Deniz korsan ligimiz ile ilgili pek kafa yormak niyetinde değilim. Güzel bir günü bizim futbolumuzla ilgili absürd ilişkilerimizi yorumlayarak okuyucumuzun kafasını niye karıştırayım ki? Futbolda olmaması gerekenler herşey burda göz göre göre yaşanıyor. Şike diz boyu, doping ha keza... Herkes 30 yıl önce oynanan futbolu özlüyorsa eğer, hala daha Erbaylar, Kaleci Mustafalar, Erdinçler, Zihniler, Galligalar özleniyorsa bir terslik var demektir bu işte. Deniz sen Glasgow'da keyfine bak burda mağdur olan futbolcumuz yok! Benden 1 ay küçük olan Jean Marc Bosman arkadaşımız bu kadar uğraştan sonra kıt kanaat sahip olduğu apartmanın gelirleri ile geçinmesine gerçekten üzüldüm. Burda aylık maaşı bin auro'dan az futbolcumuz yok gibi. Kaldıki bizim futbolumuz yarı profesyonelliğe henüz yelken açmış durumda. Son yıllarda kulüplerimizin futbolcularla yaptığı sözleşmeler onların maddi ve manevi haklarını koruyor... 70 gün maaşını alamayan futbolcumuz da federasyona başvurarak haklarının korunmadığı gerekçesi ile serbest kalabilmektedir. Kulüplerimizdeki mesailerinin yanında bir çoğu da ya özelde yada devlette kadrolu çalışmaktadadır. Futbolda tek kuruşluk geliri olmayan bir lige ortalama 12 Milyon dolar para harcanmaktadır! Bu Premier Ligde bile bu kadar dengesiz değildir. Hal böyle iken bence esas konuya geliyoruz.

Burda asıl sorunumuz vefakar seyircimizin hakkının nasıl ödeneceğidir. Gittik sonra seyircilerimiz burdaki ligden soğumaktadır. Seyirci taş devri stadlarından, korsan ligin sistemsizliğinden, terlemeden bitirilen maçlardan usanmıştır. Kulüplerin kavgasından, Futbol Federasyonun politika merkezi haline getirilmesinden, oynanan futbolun anlamsızlığından seyirci maça gitmemeyi tercih etmektedir. 'UltraCrows'umuzun dahi asabları bozulmuştur sanırım. Son MTG-Bağcıl maçında yaşadığımız hezimetle beraber onlar bile ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Tribünlerde Mağusa için hiç de alışık olmadığımız bir avuç diye tanımlayabileceğimiz taraftar bence ciddi ciddi üzerinde durulması gereken bir sorundur.

Kulüpleri ve futbolcuları memnun edelim, onların ensesinden siyaset yapalım, giderleri karşılamak için her türlüsüne kulüp kapılarını açalım derken seyirci evine kapanmaya yada pikniğe gitmeyi yeğliyor. Eskiden civar köylerden gelen seyirciler en büyük zenginliğimizdi. MTG oynarsa Ergazi'den Serdarlı'ya kadar her köyden, her kasabadan insanı tribünlerde görürdük. Şimdi değil köylerden yoldan geçen bile heyecan duymuyor. Bu hafta Mağusa'da MTG-Çetinkaya maçı var. Ayni gün bölgemizin geleneksel 'Mart Dokuzu' pikniği olacak. İddiam odur ki Mağusa'dan pikniğe gideceklerin sayısı MTG-Çetinkaya maçına gidecekleri epeyi katlayacak! Maalesef civar köylerden bu maça gelenler değil, Mağusa'dan 'Mart Dokuzu'na gidecek olanlar bölgemizde daha büyük gündem yaratacaklar önümüzdeki pazar...

2 yorum:

utku dedi ki...

jean-marc-bosman...

tam bir o... çocuğu.

deNNis dedi ki...

utku kardesim,
kufur kuLLanmazsak sevinirim..
neden boyLe dusundugunu de acikLarsan seninLe bu konuyu tartismak isterim acikcasi..
saygiLar..