18 Mart 2009 Çarşamba

FutbolPedia 22


İki futbol aşığının karşılaştırması...


D.K: Okan abi, sen bilirsin, hatırlarsın 70’lerin sonunda çocuk olmayı... Mahalle maçlarını, toprak arsalarda oynanan oyunları, diz ve dirsek yaralanmalarını. Ne bileyim, belki de seni doktorluğa iten bu yaralanmalardır... Bende 90’larda çocuk oldum. Çakılların üstünde, asfalt yollarda top oynadım. Dirsekleri, dizleri az yarmadık. Toplarımız eskimesin diye naylon poşetlere sarıp az maç yapmadık. Bizim maçlarda, eminim sizdede öyleydi, zaman kavramı yoktu. Maçların süresi anne eve çağırana kadardı. Anne eve çağırınca da ‘atan kazanır’ olurdu.
Peki 2000 çocukları nasıl şimdi? Onların maçları 90 dakika, onların üzerlerinde orjinal formalar, onlar hava koşullarına ve saate aldırmıyorlar, en iyi sahalarda, binlerce taraftarlara karşı, en iyi oyuncularla, en iyi takımlarla oynuyorlar. Çünkü onlar artık bilgisayar oyunları oynuyorlar...



Benim bilgisayarda futbolla tanışmam 1998 yılına tekabül eder. Orta 1. sınıfı takdirle bitirmemden dolayı, ailemin zar zor aldığı bilgisayarıma yüklediğim ilk oyundu FIFA 98. Kapağında David Beckham’ın yeraldığı bir oyun. Ne de çıldırmıştım bütün takımları ve ligleri görünce. Gerçi o zamanlar takım formaları tam anlamıyla yapılmıyordu, grafikleri ha keza oyuncuları hep birbirine benzetiyordu ama, biz yine de ‘yok abi, bundan daha iyisi olamaz’ diyorduk. 1998 malum Dünya Kupası yılıydı. Hatırladığım ilk Dünya kupasıydı (86 doğumluyum, 90 Kupasında 4, 94’de 8 yaşındaydım ve 94’ün sadece finalini hatırlıyorum). Bir oyun daha çıkarmıştı bu EA Sports denilen firma, World Cup 98. Oyunun can alıcı noktası, eskilerle maç yapılabilmesi ve bu maçların siyah beyaz oynanmasıydı. Tam işte bu noktada ‘alerjik bronşit’ olduğum haberi aile içinde yayılıyor, bendeniz’e sokakta yapılan tüm aktiviteler bir süreliğine yasaklanıyordu. Tam da bu dönemde, obez barajına çok yaklaşıp, ancak yıllar sonra (2 sene önce) eski halime dönebiliyordum.



Kendimi iyice bu oyunlara kaptırmıştım adeta. 1999 yılında çıkan FIFA 99’da Galatasaray da eklenmişti. Hasan Şaş’ı zenci ve uzun saçlı yapmalarına rağmen oyunun gerçekliği bizleri dış dünyadan koparmaya yetiyordu. Futbolcular oyun içinde kendi kendilerini yere atıp, hakemi kandırabiliyorlardı. Sahalar, hava koşulları ve oyuncu hareketleri çok gelişmişti. Bu gelişime paralel benim vücutta gelişiyor, evde kapalı kalmaktan yağ kütlesi EA Sports’un banka hesabıyla orantılı olarak artıyordu. 2000 yılında ortaokuldan mezun olup, liseye adım atmadan önce çıkarılan FIFA 2000 oyununda ise Türkiye Ligi’ne yer verilmiş, fakat bu avantajı, oyunun oynanabilirliğinin çok kötü olmasıyla gözardı etmiştim. Artık futbol oyunlarını oynamıyordum. Hastalığın geçmesi ile birlikte dış dünyaya adım atmış, mahallede basketbol oynamak gibi bir zevki tekrar tatmaya başlamıştım. Bilgisayar da artık yeni nesil oyunları kaldırmadığı için atmosferin keyfini çıkarıyordum.



FIFA 2000, 2001, 2002 ve 2003’ten fazla zevk alamadım. Ve Üniversite çağı geldi çattı. Mağusa’daki evime taşındım. Mahalle arkadaşım Yıldırım’ın PlayStation 2 almasıyla birlikte bana ev hediyesi olarak verdiği PlayStation 1’i de alarak aileden uzak ilk yaşamıma adım attım. Yanında bir sürü de oyun vermişti bana Yıldırım. Bir gün bunları karıştırıken gözüme bir Japon firmasının futbol oyunu ilişti. Oynamaya başladım. Spiker ve oyun menüsü Japonca olmasına rağmen, oyun harikaydı. Top oyunculardan bağımsız şekilde hareket ediyor, yaptığınız hareketin aynısını bir daha yapmak neredeyse imkansız hale geliyordu. Avrupa versiyonunu da bulmuştum bu oyunun... Pro Evolution Soccer, yani PES diyorlardı onun için...
Ve yine bu seferde benim vücudumdaki yağ oranı, bu kez KONAMI firmasının bankadaki parasıyla orantılı bir şekilde artmaya başlamıştı. PES 4, PES 5, PES 6 derken, PES 2007 çıktı piyasaya. Okulda artık mezuniyet çanları çalmaya başlamış, ben de olgunluğun verdiği ağırbaşlılıkla daha az oynamaya başlamıştım. Ama adamlar geliştikce gelişiyordu. Bir daha FIFA’ya ellemedim. KONAMI para kazandıkca lisanslarını geliştiriyordu. Bazı gençler ise FIFA’nın tüm ligleri (İngiltere konferans ligi de dahil) almasından dolayı halen onu tercih ediyorlardı. PES’ci ve FIFA’cı diye ayrım yapılmaya da başlanmıştı.



Şu anda ise PES 2009 piyasada. Yeni geliştirilen mod ile kendi oyuncunuzu yaratıp düşük klasmandaki takımlardan geliştikce büyük takımlara gidiyosunuz ve bir efsane olmaya çalışıyorsunuz. Zaten modun adı ‘Become a Legend’. Derslerden dolayı çok fırsat bulamasamda arada sırada oynuyorum, eski günleri yad edercesine. Sanırım ne kadar büyürsekde bu oyunları oynamaya devam edeceğiz. Şu anda iş bulup çalışan arkadaşlarım bile bu oyunu oynamaya devam ediyorlar. Ali’ye selam olsun...
Senin için de geç değil Okan abi... Senin oğlanlar kesin oynuyordur, katıl onlara Chelsea’de bir yıldız ol... Bizim peder de futbol oyunu olmasa bile savaş oyunlarına bayılıyor bu yaşta. Eniştem ile de az futbol maçı yapmadık hani.
Ama... İki nesili ortak yaşamış bir genç olarak hem mahllede top oynadım, hemde bilgisayarda. Şimdiki gençlere de tavsiyem dışarı çıkmaları, gerçek dünyayı tanıyıp, dizlerinde, dirseklerinde kendilerine bir hatıra bırakmaları... Yoksa bilgisayarın hiçbir anlamı kalmaz... Sahi eskiden bir langırt vardı, noldu ona şimdi?



OD: Sevgili Deniz son sorundan başlayacağım yazıma... Eskiden onun adı langırt değil 'topçuk'tu Deniz'im ve ülkemizdeki kültürel entegrasyondan dilimiz de nasibini almış maalesef! Kırk yıllık topçuk olmuş langırt. Eğer oynanmaya devam edseydik lingiri ve pirilinin de başına gelecek olanlar belliydi... Ama bilgisayar sanırım onların da canına okudu ve böylelikle en azından onları eskiden olduğu gibi anmaya devam ediyoruz. Sadece anılarımızda kalmış onlar. Geçen yıl spor yazarımız sevgili dostum Zeki Kayalp'ın oğlu olduğunda ona mahallede beraber oynayıp biriktirdiğimiz ve 35 yıldır sakladığım 'Dandy Sakızları'ının hayvancık fotoğraflarını götürmüştüm. Oğlu büyüdüğünde 'baba siz çocukken ne oynardınız' sorusuna cevap araken kanıtları elinde olsun diye hediyemi verdiğimde ikimiz de çok gerilere gidip çok duygulanmıştık. Neyse Deniz ben gene de senin bilgisayar futboluna alışamdığımı anlatırken çok eskilere gittim. Ben de senin PES 2009'a inat eve çocuklara topçuk aldım. Boş zamanlarımızda oynuyoruz. Bir türlü bilgisayarlardaki futbola alışamadım. Zaman zaman çocuklar eve geldiğimde 'baba röveşata ile muhteşem bir gol attım' dediklerinde heyecanlanıyorum. Az sonra gerçeği öğrendiğimide yıkılıyorum tabii ki çünkü röveşata FİFA 2007 oyununda laptopunda yapılmış...
Ben alışamadım Deniz bu bilgisayar futboluna. Bir de geçen yıllarda Milan'lı Nesta ile ilgili bir haber okuduğumda çok acayibime gitmişti. Sanırım O da senin gibi bilgisayarda oynanan futbolun manyağı biri ve aşırı oyundan sanırım elinin başparmağı kırılmıştı. İlk önce haber 'Nestan'ın başparmağı kırıldı' şeklinde gözüme ilşince normal demiştim. Zaten son dönemlerde yumuşak ve hafif futbol ayakkabılarından dolayı sürekli futbolcuların ayak tarağı kemiikleri ve parmakları peksemet gibi kırılıyordu. Bu defa başparmak kırıldı diye okuyunca normal demiştim ama haberin altını okuyunca inanamıştım. Ama Nesta playstationda futbol oynarken elinin başparmağını kırmıştı.
Benim bu konularda söyleyebileceğim bunlar ve benim futbol rüyalarımı laptopun LCD ekranlarına malzeme yapmayacağım. Sana iyi oyunlar ve eskiyen oyunlarını benim oğlanlara da verirsen sevinirim. Çünkü bu oyunlara para vermek hiç içimden gelmiyor doğrusu!

Hiç yorum yok: