22 Mart 2009 Pazar

Kader-Cilve-Etken-Faktör-Umut-Başlangıç... 'F' Dergi


Sıcak, hemde çok sıcak bir yaz günüydü Kıbrıs'ta...
Sanırım Temmuz ayıydı. Sıcaktan ve nemden dolayı nefes alırken, burundan 'fıjıy fıjıy' sesler çıkıyordu. Güzel bir Pazar gününe uyanan geceden kalma yorgun beden, kendini havuza atmak istiyordu adeta.

18 yaşına geldikten ve biraz da kendi özgürlüğünü kazandıktan sonra, ailemi hiçbir zaman dışlamadım... Küçükken yaz ayları (ki en azından 4-5 aya tekabül eder) her pazar deniz veya havuz tarzı aktivitelerle geçer... Kendi kendime 'bütün pazarları aileme ayırmak' adına o günlerde söz vermiştim... Hala daha devam ediyor bu gelenek.

Konudan sapmayalım. Yine o pazar günü, gece eve sabaha karşı gelmeye aldırmadan aileyle birlikte güzel kahvaltı yapıldı, hazırlandı, kahveler içildi ve yola çıkıldı.. Yol dediğime bakmayın hani, topu topu 20 dakika. Denize gitmek istemediğimiz zamanlar ufak bir tatil köyünün sessiz sakin ve kalabalık olmayan temiz bir havuzu var... Orayı tercih ederiz. Babam yanına 'Kazancakis' kitaplarını, annem ise yeni başladığı 'DaVinci Şifresi'ni almıştı o gün. Ben ise bir çırpıda okuduğum Sunay Akın kitaplarımdan elimde son kalan 'Önce Kadınlar ve Çocuklar'ı almıştım. Az birşey kalmıştı hani, yarım saatte bitecekti.

O zamanlar da futbol 'oynamayı' şimdiki gibi sevmiyordum. Gelgelelim müthiş bir izleyiciydim ben... Futbol oynamamama rağmen evde biriken formaları görünce annem sitem ederdi hep... Gazetede yazmaya da başlamamıştım, yazma fikri de aklımın ucundan geçmezdi. Paso izleme, ama her hafta en az 4-5 maç...

Yolda bir markette durdu babam. Gazete alalım, bir de dergi falan bulursak alalım dedi. Beraber içeri girdik. Her Galatasaray taraftarı gibi benim de 'efsane' diye tabir ettiğim Hagi'nin fotoğrafını gördüm aniden. Dergi değildi bu, ama gazete de değildi. Adı da anlaşılmıyordu. Aldım sepete attım. Sıcak bir yaz günüydü, hem de çok sıcak...

Şezlong'a uzandım... Diet kolamı yudumlamaya başlarken Sunay Akın'ı okumaya devam ediyordum... Hani bir yemeği yerken, yemeğin en sevdiğiniz kısmını sona bırakırsınız ya, Hagi'yi de sona bıraktım... Kalın, saman kağıdından, gazeteye oranla küçük, dergiye oranla büyük bu 'şeyi' okumaya başladım.

15 dakika... Evet, 15 dakika'da bitti dergi... Ben de bittim, Hagi yazısının sonlarında 'Deniz Gezmiş' ile özdeşleştirilen Commandante sayesinde, güzel ve sıcak bir pazar gününde, millet güneşlenip kahkahalar atarken, çocuklar havuza atlayıp, gülüşürken, ben ağlıyordum.. Resmen ağlamak... Babam da katılmıştı bana... Gözünden yaşlar akmasına gerek yoktu ağlaması için, ben anlıyordum onu...

Dergiyi şu anda bizimle bu blog'da yazmaya başlayan can dostum Ali'ye verdim. Kendi okudu, babası okudu... Ve ben o dergiyi Kıbrıs'ta bulabildiğimce almaya devam ettim... Hatta bilenler bilirler, Mağusa-Lefkoşa arası 70 km. Yaklaşık 45 dakika...
Ben Mağusa'da okurken 4 sene boyunca dergiyi aldığım kırtasiyeciden bana her hafta bir sayıyı ayırmasını söylemiştim. Okuldan mezun olduktan sonra, 2 haftada bir, Lefkoşa'dan Mağusa'ya sırf o dergiyi almak için gidiyordum.

Sonra ben gazetede yazı yazmaya başladım. Yazı tarzım bu F dergideki abilerimden örnek aldığım tarzdı. Olaya bambaşka bakıyorlardı. Ben de o olaya, yanyana dizilip bambaşka bakan insanların arkasından araya kaynayıp, onlarla birlikte bakmaya çalışıyordum...

Aradan 1.5 yıl geçti. Kendi blog'umu açtım... St. Patrick's Day gecesi, Total Futbol isimli blogda yazılanları okudum... Yorum yazdım, ertesi gün bana çok güzel yorumlar geldi... Sevgili Ali Ece bey, (tanışmasak da samimi olduğumuza inanarak 'Ali abi') güzel yorumlar yazmıştı blog'a.. Kendisine bir mail attım, ve yazdığı tarzdaki yazıların bana zamanında okuduğum 'F' dergiyi hatırlattığını söyledim. Nerden bilebilirdim ki beni ağlatan, şaşırtan, güldüren, heyecanlandıran adamlardan biri de oymuş... Aralarına kaynamak istediklerimden biriymiş o meğer...

Ne kadar mutlu olduğumu kelimeler ile anlatamam. Futbol hakkında yazmaya başlamamda, kendi çerçevemi oturtmamda en çok yardımı bulunan, muhtemelen bunu kendisi bilmese de, bana bu işi aşılayan insan ile 'yorumlaşıyorum' neredeyse her gün...

Şimdi sıra Liverpool'un şampiyon olmasında.. Sözü var, Glasgow'a gelecek...

3 yorum:

Ali Ece dedi ki...

Ne beyi, tabii ki abi, abi demene de gerek yok aslında ama sen bilirsin
ne mutlu bana ki böyle bir futbol yazarına biraz da olsa ilham kaynağı olmuşum, demek ki boşuna yaşamıyorum. Mutluluk benim gurur benim
Bu arada bir dahaki old firm'e gidecek misin?

deNNis dedi ki...

sanirim bu sezon icin baska derbi kaLmadi.. gerci oLsa biLe acikcasi gitmeye korkmuyorum degiL.. Kibris'tan geldikten sonra yetisebiLecegim 1-2 maca kesin gidecegim... Fotograflari koyarim mutLaka

Alfredo Di Stéfano dedi ki...

vay be hikayeye bak...

Sevgili Ali abi,

bu deNNis denen futbol dilencisine ilham kaynağı olduğun için sana bi teşekkürüde ben borç bilirim...
Saygılar :D