23 Nisan 2009 Perşembe

FutbolPedia 25





Hafızalardaki kareler... (2)

D.K: Geçen hafta başladığımız seriyi sonlandırma vakti geldi. Tarihe kazınmış fotoğraflarda son geri sayıma başlıyoruz.



4 Numaralı fotoğrafımız yine İngiltere’den. Dünyanın en zevkli ve en kora kor futbolunun oynandığı yeryüzünün ‘iklimi bozuk’ ülkesinden Top 10’da nerdeyse 9 fotoğraf girmesi kimseyi şaşırtmıyor olsa gerek. 1964 yılında bizim peder bile henüz iki yaşındayken, savaştan çıkmış bir ülke olan İngiltere’de, bir FA Cup sonrası çekilmiş. Dönemin efsanevi oyuncusu, İngiletere Milli Takım kaptanı Bobby Moore, West Ham formasıyla Preston North End’i finalde yendikleri maç sonrası, tarihi Wembley Stadyumu daha ‘tarihi’ olamamışken, elinde kupayla kutlama yapıyor. Birkaç ‘futbol dilencisi’, takım aşığı West Ham taraftarı ise, kupayı görmek için soyunma odası pencerelerine tırmanmışlar. İçlerindeki sevgi,takım aşkı, bağlılık ve arzu ile onları hiçbir şey engelleyememiş... Bobby Moore ise, taraftarların bu üstün çabasına sırtını dönmemiş, sevincini onlara kupayı göstererek, onlar ile paylaşmış.



3 Numara. Yine İngiltere. Tarih 1966. Dönemin sert mizaçlı oyuncularından Dave Mackay ile, yine o dönem hakemleri kandırması ile ünlenmiş Billy Bremner. Fotoğraftaki olayı anlamak güç değil. Mackay topa müdahele eder, Bremner kendini yere atar, hakem faul verir. Olayın ardından Mackay’ın içindeki ‘haksızlığa uğrama’ öfkesi dışa vurmuş adeta. Bremner ise süt dökmüş kedi misali, ‘olay bitsin de kurtulayım’ derdinde. Hakemin de can havliyle olayı ayırmak için koşmasını da es geçmemek gerek. Bıraksalar iki yumrukta yere indirecek Mackay hani...



2 Numara. Bana göre en efsanevi fotoğraf. Liverpool’un iki hafta önce Aston Villa’yı 5-0 yendiği maç sonrası, sevdiğim bir abim kendi internet sayfasında bir hafta boyunca Liverpool efsanelerini yazacağını söylemişti. Ve şimdi C. Ronaldo’nun hayranı olan gençler, o zamanların en ‘kadife’ sol ayağına sahip olan John Barnes’ın hayat hikayesini Ali abimin kaleminden okuma şansı buldular. Aslen Jamaika’lı bir İngiliz vatandaşı Barnes. Ve İngiltere Milli Takımında oynayan ilk siyah, oyuncu aynı zamanda. 70-80’ler İngiletere açısından ırkçılık pisliğinin had safhada olduğu bir dönemdir ve Barnes da bu pislikten en fazla nasibini alan oyuncudur. Çünkü o ‘çok’ iyidir. Kazma İngiliz defanslarının arasında dans edercesine oynadığı futbol, şehrin öbür yakasını, ezeli rakip Everton taraftarlarını memnun etmemektedir. Zira o dönemler efsanevi bir takm olan Liverpool, alınmayan bir tek kupa bırakmıyor, ellerinden gelse halı saha turnuvalarındaki kupalara bile talip oluyorlardı. Ve bu senfoninin en güzel, en nadide dokunuşuydu John Barnes... Hiç bir zaman yılmadı, kim ne yaparsa yapsın, bütün saldırılar onu daha da güçlerndiriyordu. Onu öldürmeyen şey, onu daha da güçlü kılıyordu.

Yine alışıldık bir derbi. Merseyside’da alışık olunmadık bir güneş, ve derbi Goodison Park’ta, Everton’un evinde. Takvim yapraklarında 1988 yılı göze çarpıyor... Tribünlerden Barnes’a atılan bir muz... Barnes daha sonra olayı şöyle yorumluyor: ‘Daha önce karşılaştığım saldırılar ile mukayese edersek, bu hiçbirşey aslında... 18 yaşında West Ham’da forma giyerken muzlar sağdan soldan resmen akıyordu. Liverpool’da oynarken böyle bir olay ile karşılaşmadım. Sonra bir gün Everton maçında bir muz atıldı, bütün Liverpool tribünü bağırmaya başladı, ben de kendi kendime ‘ne var ki bunda?’ dedim’... Evet, saldırıya umursuzca bir cevap veren Barnes, havadan gelen muza, kendisinden alışık olunan bir zariflikle bir topuk vuruşu yaparak, tribünlere geri yollar. Bu Everton’lulara, ve aslında tüm dünyaya bir mesajdır... Biz sizi umursamıyoruz... Çünkü biz ‘çok’ iyiyiz...



1 Numara, ve en efsanevi fotoğraf... Bu fotoğraf hakkında çok az konuşacağım, uzun sözü Okan abiye bırakmak istiyorum... 1 Maradona, 6 Belçikalı defans oyuncusu, aynı kare... Sirk’te aslan oynamıyor arkadaşlar, Maradona’yı sonra televizyondan izlersiniz... Sonra da ‘ipe dizer gibi geçti’ oluyor... Olur tabii....

Hiç yorum yok: