29 Haziran 2010 Salı

Dünya Dönüyor, Avrupa Duruyor

İkinci turların başlayıp, maç sayısının günde ikiye düşmesi tüm futbolseverlerin moralini bozarken, önceki yazılarda ve özellikle internet ortamlarında sürekli övdüğüm 4 takımın da (Uruguay, Meksika, Gana, Şili) 2. tura çıkması beni inanılmaz mutlu etti. Bu takımlara ABD ve Paraguay gibi takımların eklenmesi, futbol ekseninin Avrupa'dan Amerika kıtasına doğru kaydığını gösteriyor bizlere. Aynı zamanda son Dünya Kupası finalistleri İtalya ve Fransa takımlarının gruplarını sonuncu bitirmeleri de bence bizlere şunu net bir biçimde ortaya koyuyor: Artık tüm takımlar aynı seviyelerde olduğundan, aradaki farkı istek, arzu ve hırs gibi mental faktörler belirliyor.
Fransa'dan bahsedecek olursak, elenmeleri beni zevkten dört köşe ederken, aynı zamanda üzdü, zira benim canım İrlanda'mı haksız bir şekilde, son dakikada el ile attıkları gol sayesinde kupa dışına itmişlerdi. Fransa'nın fersah fersah ötesinde bir top oynayan İrlanda'nın en iyi jenerasyonunun bu kupada boy gösterememesidir beni içten içe üzen.
Dediğimiz gibi, hırs ve istek takımları üst turlara doğru ilerletiyor. Yazıyı kaleme aldığım dönemde favorim Uruguay, Güney Kore'yi çok zevkli bir oyun sonunda eledi. Öte yandan, geçen Şubat ayında birçok maçını izlediğim ve en sevdiğim Afrika takımı olan Gana, ABD'yi güzel bir maç sonucu evine gönderdi ve Uruguay'ın rakibi oldu. Kupa öncesi Gana dediğimde bana deli gözü ile bakanlar şimdi Gana’nın oyunundan zevk alıyorlar, yere göğe sığdıramadıkları da Annan, Gyan gibi adamlar. Halbuki, bundan 1 ay önce, "Essien bile yok lan, puan bile alamazlar" diyorlardı aynı insanlar.
Gönlümüzün en kahraman takımı Şili de elendi. Turnuva başından beri gerçek anlamda “desteklediğim” takım evine döndü. Alexis Sanchez, Suazo ve arkadaşları eminim bir sonraki turnuvaya çok daha iyi bir durumda gelecekler. Hele bir de Marcelo Bielsa takımın başında kalırsa, Şili futbolunun önü çok açık. Bielsa’nın Ömer Üründülün kelime haznesinin kat be kat fazlası bir futbol kitabı arşivi var, böyle adamlar bizlere içimizdeki çocuğun ölmediğini bağırırcasına “Bu Kupa’dan zevk almaya bakın” diyor.
İngiltere başka bir hikaye. 1966 yılında yaşanan olayın intikamıymış, da öyle, da böyle. Maçın seyri o gol verildiği takdirde değişebilirdi, ama Almanya yine bu maçı alırdı gibi geliyor. Belki böyle bir fark oluşmazdı ama, yine de Almanlar bir üst tura çıkardı. Beni de İngiltere’nin turu geçememesi değil, Almanların çıkması üzdü zaten. O kadar güzelim Güney Amerika takımları içinde kalkıp da Almanya-Brezilya finali görmek istemiyorum.
Bu arada, "Biliyor musunuz" başlığı altında sunu belirtmek istedim: FutbolPedia sayfalarımızda bahsettiğimiz Şili hikayesi hakkında KKTC basınından bir kişiden bile olumlu/olumsuz yorum gelmezken, ayni yazının baştan sona Lig Radyo'da yer bulduğunu, isimlerimizin, gazetemizin adı zikredilerek bizlere bu güzel yazı için teşekkür edildiğini, biliyor muydunuz? Kime söylüyorum ben…

2 yorum:

Cenk dedi ki...

Bu kupada Avrupa takımlarının geriye gidişinde klüpler bazında Amerika, Asya ya da Afrika' ya göre geçirdilen sezonların katbekat yorucu olmasının da büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Futbolcu yoğun ve yorucu bir sezonu atlatıyor, oradan hiç tatil yapamadan milli takım kampına katılıyor ve başka bir konsantrasyon. Kiminin kafasında hala kaybedilen şampiyonluk, transfer, alacağı milyon Euro' lar var. Avrupa dışında bu konsantrasyon sapmaları daha az kanımca.

Bunun yanında özellikle gruplarda elenen İtalya ve Fransa' ya baktığımızda oyuncu kadrolarının büyük kısmı belirli bir yaşın üzerinde ve gerek ulusal gerekse klüp anlamında başarıya doymuş oyuncular. Bahsettiğin gibi bu da bize istek, arzu, hırs, başarıya açlık gibi mental faktörlerin devreye girdiğini açıkça gösteriyor. Tıpkı Avrupa' da çoğu ligde yaşamaya başladığımız gibi.

Premier Lig, La Liga ve Seria A geçen sezon 80 puan barajının üzerinde tamamlandı fakat artık 70-75 puan seviyesinde şampiyonluklara daha sık rastlar olduk. (Bkz. Bursaspor 75 puan, B.Münih 70 puan, Marsilya 78 puan)

Daha hırslı olan küçük balıklar artık kolay kolay büyük balıklara yem olmuyor.

Dünya Kupası da bunun benzer bir örneği bana göre.

Eee ne demiş sevdiğimiz bir büyüğümüz: "Kötü oynayabilirsiniz ama kötü koşamazsınız."

Koşarsanız, isterseniz, hırslı olursanız büyük ihtimalle de kazanan olursunuz.

deNNis dedi ki...

Bir nokta dışında tüm yoruma katılıyorum. O da şu;
Turnuvanın en iyi top oynayan oyuncuları, Barcelona'lılar, Robben, Sneijder, Lucio gibi isimler. Ki bu adamlar aşırı yoğun bir sezon geçirmesine rağmen böyle oynuyorlar. Hem de Güney Amerika vs gibi takımlarda birçok oyuncu avrupa'da oynuyor. bu nedenle çok önemli bir neden değil bence.
Ama İtalya ve Fransa durumu tamamen doğru... 'Olmamış' yani..