22 Kasım 2010 Pazartesi

Avrupa'da Bu Hafta (1)

Uzun zamandır ara verdiğim gazete köşe yazılarıma her salı yayınlanacak Avrupa'dan Futbol köşesi ile geri dönüyorum sanırım. Gazetecilik kariyerim (!) yükselişe geçiyor yine... Nereye kadar sürdürebiliriz, iş güç içerisinde görelim bakalım...

Avrupa'dan Futbol (1) - YeniDüzen


Geçenlerde kendi kendime bir istatistik tutmaya başladım. Haftasonlarını ziyadesi ile evde geçirdiğimden, bu 2 günlük süre zarfında izlediğim maç sayısını her hafta not etmeye çalışıyorum. Böylelikle kendi bağımlılığım üzerinden mazoşistce zevk alıyor, ne hale dönüştüğümü kağıt üzerinde görebiliyorum.
2 hafta önceki haftasonu 10 maç izlemişim, 5 Premier Lig, 2 La Liga, 1 Fransa Ligi, 1 İskoçya Ligi ve 1 Bundesliga. Biraz abartı evet, farkındayım. Bir sonraki hafta bayram dolayısı ile 3 Premier Lig, 1 La Liga ve 1 Serie A olmak üzere 5 maç. Ve bu haftasonu, sayı 11’e çıktı. 6 Premier Lig, 1 Fransa Ligi, 1 Bundesliga, 1 İskoçya Ligi, 1 Serie A ve 2 La Liga. Abartıyorum bazen.
Fakat, dikkat ederseniz, son 3 haftada bir tane bile Türkiye Ligi maçını canlı olarak görmedim. Galatasaray’ın maçlarında bile heyecan duyup açmıyorum. Zaten Lig Tv de almadım. Evde Digiturk var ve sadece Spormax açık. Bu kadar maç benim haftalık futbol ihtiyacımı fazlasıyla alıyor, üstüne üstlük bir de güzel geçen maç yakaladım mı, limit yeterince doluyor.
İzlediğim ligler anlamında kısaca geçecek olursak;
- Premier Lig: Harika bir sezon yaşıyor İngilizler. Bir ligde eğer ki takımlar arası fark puan anlamında az ise, ve başa oynayan ‘büyük’ takımlar nispeten küçük takımlara puan kaybederse, hemen o büyük takımlar için “kaliteleri düştü” yorumları yapılır. Fakat bu Premier Lig için geçerli değil. Her takım, her takımı yenebiliyor. Örnek verecek olursak; Newcastle, Sunderland’a 5 tane attı, sonra gitti Bolton’dan 5 yedi. Fakat öte yandan Sunderland, gidip Chelsea’ye deplasmanda 3 tane attı. İşte böyle önceden belirlenemiyor hiçbir şey. Bu haftadan sonra haftalık değerlendirmeler yapacağız, fakat özet geçecek olursak Newcastle göze hoş gelen bir top oynuyor, Liverpool toparlanma sürecinde, Chelsea ve Man U Şampiyonlar Ligi’nde iyi gitse de, ligde ard arda puan kayıpları yaşıyorlar. Bolton bir çıkış içerisinde ve Elmander-Davies ikilisi döktürüyor resmen.
- La Liga: Sirk diyorlar artık, çok da haksız değiller. Barcelona-Real Madrid egemenliğinde geçiyor ve muhtemelen haftaya oyananacak El Clasico şampiyonu belirleyecek. Almeria’ya 8 gol atan ve İspanya Ligi’ni tek izleme sebebim olan Katalanlar’ın, kim ne derse desin, Franco’nun çocuklarını (evet Franco'nun çocukları) yeneceğini tahmin ediyorum. Ronaldo’nun gözyaşlarını merakla bekliyorum. Dip Not olarak, polemik yaratma çabası içinde, Barcelona’nın en iyi oyuncusunun Messi değil Xavi olduğunu iddia ediyorum, sebeplerim var.
- Fransa Ligi: İsteseler bu kadar olmazdı herhalde. Ligin lideri ile sondan bir önceki takım arasında puan farkı 10. Evet yazı ile on, yani 3-4 maç içinde sondan bir önceki takımın ilk 5’e girme ihtimali var. Lyon yeni toparlanıyor, Hasan Kabze’li Montpellier çıkış içinde. İzlenen bir lig kıvamına geliyor, ama şimdilik sadece Lyon heyecan veriyor bana.
- Bundesliga: Borussia Dortmund, bu sezon bana izlerken en fazla zevk veren takım. 75,000 kombine satın alan bir taraftara karşı, sezonluk 77,000 seyirci ortalaması ile oynuyorlar. Japonya 2. Ligi’nden aldıkları Kagawa bir anda yıldız oldu, takımın lideri ise Nuri Şahin. Teknik Direktörleri ise tam bir tez konusu. Mainz ise ligde ikinci sırada. St. Pauli’yi de takip ediyoruz, umarım kalıcı olurlar.

Şampiyonlar Ligi ile birlikte önümüzdeki haftalarda daha detaylı incelemeler yapma şansını elde ederiz. Hayatın futbol ile bu kadar ilintili olduğunu farkeden herkes için zevkli bir hafta diliyorum.

Hiç yorum yok: