15 Aralık 2011 Perşembe

Ali Ece ve O'nun Socrates'i (YeniDüzen - 14 Aralık Yazısı)


Aslında bu hafta malum Liverpool gezisi hakkında bir şeyler karalamayı düşünüyordum. Fakat geçtiğimiz iki haftadır futbolun üzerinde dolaşan kara bulutlar, Gary Speed’i alarak yetinmemiş, Socrates gibi bir sembolü de aramızdan almıştı. Hem de gönül verdiği Corinthians’ın şampiyon olduğu günün sabahında.
Yaş itibarı ile dünya gözüyle canlı izleyemediğim bir oyuncu oldu Socrates. Fakat futbol söz konusu olduğunda kimseyi onun kadar zevkle dinleyemeyeceğimi her daim söylediğim Ali Ece sayesinde onun nasıl bir futbolcu, nasıl bir insan ve hepsinden önemlisi nasıl bir beyin olduğunu son yıllarda anlamış oldum.
Bu sayede benim için Socrates her zaman Ali Ece olmuştur. Kafasındaki bandı, düşüncelerini ve anlattıklarını her görüp dinlediğimde, Socrates’in hiç görmediğim çalımlarını, paslarını, gollerini ve kaptanlığını canlandırırım kafamda. Dedesi nur içinde yatsın Ali abinin, eminim o da şimdi George Best ile beraber Socrates’in gelişine sevinmiştir yukarıdan. Socrates hakkında biraz bilgi paylaşmak istiyorum bu satırlarda. 30-40 yaş arasındaki okuyucularımız onu hatırlıyorlardır muhtemelen ama, elimden geldiği kadar bir şeyler de ben karalamak istedim.
1954 yılında hayata geldi Socrates, şimdiki döneme kıyasladığımız zaman geç denilebilecek bir yaşta, 20 yaşında profesyonel oldu. Corinthians takımında 300’e yakın maça çıkarak bir sembol haline geldi. Bu dönemde okulunu da ihmal etmedi Brezilyalı. Tıp Fakültesinden mezun olarak, bir futbolcu için imkansız görülen bir şeyi gerçekleştirdi, o bir doktordu artık. İşin daha da ilginci, bu başarıyı futbol oynadığı dönemde, futbol ile beraber yakalamasıydı. Futbol hayatını sonlandırdıktan sonra da doktorluk yaptı, çeşitli gazetelere köşe yazıları yazdı. Fakat bu yazılar her zaman futbol üzerine olmuyordu. Entellektüel kişiliği ile bilinen Socrates, siyaset ve ekonomi üzerine yazılar yazıyordu. Ölmeden hemen önce de 2014 Dünya Kupası üzerine bir kitap hazırlığı içindeydi. Rahat yaşamayı seviyordu, özgürlüğü seviyordu Socrates. Ne de olsa çocukluk idolleri Che Guevera, Fidel Castro ve John Lennon olmuştu hep.
1982 Dünya Kupası’nı izleyenler kendilerini her zaman şanslı hissetsin. Portakal’da vitamin olduğum dönemlere denk gelen bu kupada Zico ve Socrates gibi iki dünya devini aynı forma altında izledikleri için bugün Socrates’in ölümünden dolayı en çok üzülenler onlar aslında. Ben de kendi adıma Ali Ece gibi abilerimi anlamaya çalışıyorum, onların ve tüm özgür Brezilya halkının acısını paylaşıyorum. Kafasındaki bantta taşıdığı gibi, tüm dünyaya “Justice” yani adaletin bir gün gelmesi dileğiyle... Bedenler ölür, düşünceler baki kalır... Huzur içinde yat Socrates...

Hiç yorum yok: