25 Ocak 2009 Pazar

FutbolPedia 9

12. Adam... Futbol seyircisi, kendisini takımına ölesiye adamış insanlar, taraftar grupları... Avrupa’da kendisine yer edinmiş, ünlü taraftar gruplarından bahsedermisiniz?

D.K: Bu başlık altında anlatabileceğim çok şey var. Sanırım Türkiye’ye değinmeyeceğim. Sadece geçen aylarda kaybettiğimiz UltrAslan tribün lideri Alpaslan Erdem’e rahmet diliyorum. Galatasaray’a az emeği geçmedi. ‘Football Factory’ adlı İngiliz yapımı belgeselde bahsetmişti, UltrAslan olarak Galatasaray kulübüne yaptıkları yatırımlardan. Onun gibisi gelmeyecek. Nur içinde yatsın..
Avrupa’da ilk olarak İngiltere ile başlamak istiyorum. Chelsea’yi Okan abi’ye bırakarak, soluğu kendi takımımda, Liverpool’da aldım. ‘Urchins’ diyorlar kendilerine, KOP tribünü deyince daha kolay akla geliyorlar. ‘Yaramaz çocuk, velet’ anlamına gelen Urchin, çoğunluğunu liman işçilerinin oluşturduğu bir taraftar organizasyonu. Takım üstünde inanılmaz etkileri var. Gerard gibi buz kalpli bir adamı bile ağlatabilme yetisine sahipler. “You’ll Never Walk Alone” şarkısı bambaşka bir olgu ve sebep zaten Liverpool’u sevmek için. Bizler nasıl ki 17 Mayıs 2000 gecesi, kale arkasında ‘Dağ başını duman almış’ söylenirken kupayı kazanmışsak, Liverpool’da Şampiyonlar Ligi’ni onlar sayesinde aldı (bkz. Şampiyonlar Ligi 2005 Finali-İstanbul).
İngiltere’deki diğer tribün organizasyonlarına değinecek olursak, Arsenal’ın ‘Gooners’ grubu, ligin yeni ekiplerinden Hull City’nin ‘Psychos’ları, 2000 senesinde iki üyelerini Türkiye’de kaybeden Leeds United ‘Service Crew’, Man Utd’nin ‘Red Army’si ve daha niceleri. Holiganizmi yaratan ülke olarak tanınırlar İngilizler. İçlerinde bir West Ham vardır ki, tanrı düşmanıma öyle rakip vermesin diyor insan. ‘Green Street Holigans’ isimli filmde anlatılmaya çalışıldı West Ham aşkı. Deplasman maçlarına trenle gittikleri için gruplarının adı ‘InterCity Firm’. En büyük rakipleri Milwall olmasına karşın, uzun süredir bu takımla maç yapamadılar. 1970’lerde ülkeye holiganizm akımını yayan kulüp olarak biliniyor West Ham. Londra’nın doğusu hakkında biraz bilginiz olursa, taraftarların profilini de çıkarabilirsiniz.
İngiltere’nin biraz üstüne yürüyelim. Celtic, Rangers, bunları geçin, İskoçya milli takımının bir deplasman grubu var... İsimleri ‘Tartan Army’. Tartan, İskoçların milli deseni... İskoç eteği ‘Kilt’deki desen... Gördüğünüz fotoğraf İtalya’da çekildi. Bu adamlar bütün deplasman maçlarına gidiyorlar... Takımlarına inanılmaz bağlılar.
Sırada İtalya var. İnter ve Milan derbilerini biliriz. Oradaki tribün organizasyonlarını ağzımızda sıvılar damlayarak izleriz çoğumuz. Yahu, bir tribün dolusu insan, bir kişi de pankart kaldırmayıversin. Hayır, herkes aynı ciddiyette, muazzam bir birliktelik... Bizdeki 19 Mayıslarda bile kadar çalışmaya rağmen böyle güzel tablolar göremeyiz. Burjuvazi kesime hitap eden Inter Milan’ın taraftar grubu ‘'Boys San’, işçi kesimine hitap eden AC Milan’ın grubu ise ‘Brigate Rossonere’. Brigate savaş döneminde İtalyan özel güçlerine verilen isim. Rossonere de ‘kırmızı-siyah’ anlamına geliyor. AC Milan ayrıca ülkenin en eski taraftar grubu olan ‘Fossa dei Leoni’ grubuna da sahipti eskiden. Çizme’nin diğer yakasında ise bana göre daha büyük bir nefret var. İtalyanların ‘Derby Della Capitale’ olarak adlandırdıkları Roma-Lazio derbisi. Lazio taraftarları, bilindiği üzere sağ görüşe hakim bir topluluk. Gruplarının ismi ‘Irruducibili Lazio’. Anlamı ‘unbreakable’ yani ‘yıkılmaz’. Öte yandan sol eğilimli ideolojiye sahip Roma taraftarlarının da ismi ‘Commando Ultrà Curva Sud’. Curva Sud, kale arkası bölüme verilen isim, Commando ise lider anlamına geliyor. Roma-Lazio arasındaki nefret, 1970-80 sezonunda, Lazio taraftarı Vincenzo Paparelli’nin, bir Roma taraftarı tarafından atılan meşalenin gözüne girip ölmesiyle doruk noktaya çıkıyor. Lazio taraftarlarının İtalya’da tek dostları Hellas Verona taraftarları. Buradaki koyu Juventus taraftarı arkadaşım Lorenzo’nun anlattıklarına dayanarak yazıyorum tabii bunların çoğunu. Onun dediğine göre, Verona şehrinin zaten çoğu sağ parti olan ‘Lega Nord’ destekcisi. Birde bilinen 4 maviler var. 1860 Münih, Lazio, Chelsea ve Espanyol.
Juventus ise bambaşka İtalya’da Lorenzo’ya göre. Bütün takımlar Juventus’tan nefret edermiş. Juventus’un lakabı ‘Fidanzata d'Italia’, İtalya’nın kız arkadaşı anlamına geliyor. Bu lakabı taraftarlarının çokluğuna bağlı olarak almış takım. Takımın birçok taraftar grubu olmasına rağmen, en aktifleri ‘Drughi Bianconero’. Drughi, Stanley Kubrick’in ünlü filmi ‘Clockwork Orange’den gelirken ‘Bianconero’ ise siyah-beyaz anlamına geliyor. Çoğunluğunu sola eğilimli taraftarlar oluşturuyor, en nefret ettikleri isim ise Berlusconi.
Ülkenin güneyine geçecek olursak, Napoli’ye de değinmemiz gerek. Napoli’yi efsane haline getiren Maradona, 1990 yılında İtalya’da düzenlenen Dünya Kupasında Arjantin’in kaptanıdır. İtalya ile eşleşen Arjantin, maçı Napoli’de oynar ve Napoli halkı o gün Arjantin’i destekler. Bugün bile Napoli taraftarı o günkü hareketinden dolayı eleştirilir. Ama onlar için kendi oyuncuları herşeyden üstündür.
İtalya’da son durağımız Livorno. Tamamen sol bir taraftar kitlesi. Maçlarda orak-çekiç ve Che Guevera posterleri açılıyor. Aynı Kıbrıs’taki Omonia gibi. Taraftar gruplarının ismi ‘Brigate Autonome Livornesi 99’. İki kardeş takımı var Livorno’nun. Olimpik Marsilya ve AEK Atina. Onların da taraftar gruplarını anlatacağım birazdan. Bu üç takım aynı ideolojiyi paylaşıyorlar. Son dönemlerde aralarına Celtic ve St. Pauli’de katıldı. Bizim her hafta başlığımızın altına yazdığımız yazı da Livorno taraftarlarına ait. İtalyan futbolcu Miccoli ise Livorno’da oynamamasına rağmen, ayağında taşıdığı CHE dövmesi ile onalrın efsanesi.
Geçelim Fransa’ya. Olimpik Marsilya’dan başlamak istiyorum. Santos Mirasierra. Marsilya tribün lideri. Atletico Madrid-Marsilya Şampiyonlar Ligi maçında kendi taraftarlarını polisten korumak isterken tutuklanıyor. Ve daha da ilginci 3.5 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Mahkeme’de ise çok can alıcı bir cümle kullanmış: ‘Ben holigan değilim, suçlu da değilim sadece bir "ultra"yım’. Marsilya taraftarları ‘her yıl ceza için bir Madrid taraftarı ölecek’ diye nutuk atmaya başlayınca saldılar Santos’u. Biz de rahat bir nefes aldık. Kale arkası gruplarının ismi ‘Commando Ultras 1984’. 14,000 kişi, Stad de Vélodrome’de, çoğunun üstü çıplak bir şekilde inanılmaz bir destek. Birde evelden ‘Curva Nord’ tribünün lideri Patrice de Peretti, nam-ı değer DePe var. Marsilya doğumlu, çocuk yaştan itibaren deplasman dahil Marsilya’nın tüm maçlarına gitmiş. Marsilya’nın şimdiki kardeş takımı Atina taraftarından esinlenerek o soğukta tüm maçları üstü çıplak izlemeye başlar. Berlin’de bir deplasmanda -12 derecede üstü çıplak maç bile izlemiş. 28 yaşında hayatını kaybeden bu liderin ismi şu anda stadın kuzey kapısında anılıyor. DePe Gate...

Paris Saint Germain ise işin diğer yüzü. ‘The Boulogne Boys’ isimli taraftar grubunu aşırı sağ eğilimli ‘beyaz’ milliyetçiler oluşturuyor.
Almanya’dan çok çabuk bir şekilde, sadece bir takımdan bahsederek geçeceğim. Bundesliga 2. liginde oynamasına rağmen, taraftarıyla ünlenmiş St. Pauli. Ünlerini ise anti-faşist ve anti-sex olamalarına borçlular. Almanya’da tribünlerinde en fazla bayan seyirci olan takım. Neo-Nazi eğilimi olan Hansa Rostock ise en büyük düşmanları. Celtic ile inanılmaz bir dostlukları var. Öylesine bir dostluk ki, St. Pauli ürünleri şu anda Celtic mağazalarında satılmakta. Liverpool’un efsanevi şarkısını ayrıca Celtic ve St. Pauli’de kullanıyor.
İspanya’yı teğet geçtim. Zaten Katalan, Bask, İspanyol davası hakkında herkesin biraz fikri vardır.
Şimdi beklenmedik bir yere konuyorum. Yunanistan... Bana göre en fazla taraftar grubuna sahip lig Yunan Ligi... Kısa kısa hepsinden birşeyler anlatmak istiyorum. Öncelikle Latince’de ‘Normal Ötesi’ anlamına gelen ‘Ultras’ kelimesi yerine, tribün kapılarını grup ismi olarak kullanıyorlar.
AEK Atina, taraftar grupları ‘Original 21’. Sol eğilimli. Tribün liderleri takım üstünde inanılmaz etkililer. Öyle ki, Dimitris Hatzihristos isimli kendi halinde bir taraftar iken, Gate 21 grubunu canlandırmak için ‘Original 21’i kuruyorlar. 1982 yılında 2 kişiyle başlayan serüven bugün Avrupa’nın hemen hemen her şehrinde bir Original 21 kulübüne dünüşmüş. Londra’da, Paris’te hatta Melbourne’de bile Original 21 lokali bulmak mümkün. En büyük özellikleri bir başkanlarının olmaması. Dimitris sadece lider olarak görülüyor ama herkesle eşit. Hiçbir üyeleri ve başkanları olmadığı gibi, kağıt üstünde hiçbir resmiyetleri yok. Böyle enteresan bir yapıyı kurmak hatta 25 yıldan fazla yaşatmak da her liderin harcı olmasa gerek. Zira 25 yıl boyunca başkanların bir şekilde kurban etmek istediği ama bir türlü yokedemediği, ultras sistemin bile çok ilerisinde bir yapılanma söz konusu. Ama bu sene yaptıkları bir olay var ki, dünyada eşi benzeri yok. El ele verip, AEK’nın tüm amatör kulüplerini satın aldılar. Öyle amatör şubeler düşünün ki, futboldan alması gereken ödenek kesilmiş, krizler neticesinden başkanlar çekip gitmiş, basketbol küme düşmekten zor kurtulmuş, voleybol takımları ikinci lige demir atmış, sponsorlar çekilmiş... Artık voleybol takımları liglerinde lider durumda. Basketbol takımları toparlanma sürecinde. Hentbol da 1. lige yükselecek gibi duruyor. VIP koltuklarında ise daha geçen sezon sprey boyayla pankart yapan adamlar var şimdilik. Hal böyle olunca taraftar daha keyifli, tribünler daha coşkulu. Dimitris ise hala romantik taraftar, VIP’nin yolunu bile bilmiyor. Hala tribünün ortasında komutlar veriyor. Tek derdi AEK...
Kardeş kulüpleri Marsilya ve Livorno. Marsilya’yı İnter karşısında desteklemeye gidince Yunanlılar, Livornolular onalrı misafir ederler ve o dostluk üç takım arasında halen devam eder.
Olympiakos, grubun ismi ‘Gate 7’. En meşhur tribün organizasyonlarına sahipler. İşçi kısımı ağırlıklı, kardeş takımları ise Kızılyıldız. Başlangıcı 1986 senesine kadar uzanıyor. Kızılyıldız’ın Atina’da Panathinaikos’a karşı oynadığı UEFA maçıyla kıvılcımlanıp, aynı maçın rövanşında Gate 7 grubunun iki otobüsle Belgrad`a gitmesiyle ateşleniyor. Atina`da birbirlerine karşı oynadıkları maçta ise dostlukları “Welcome our Orthodox Brothers“ pankartıyla resmileşiyor. O günden beri de tribünde pankartlarla da süregeliyor. İki grubun genelinin milliyetçi olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Gate 7, şu anda süre gelen Atina’daki anarşist eylemlere destek belirtiyorlar.
Panatinaikos. Çok güçlü bir organizasyona sahipler. Öyle ki ‘Gate 13’, kulüp yöneticilerini istemeyince, maçları boykot eder ve en son yönetim istifasını verir. O derece ciddiler. Gate 13 içersinde Lazio yanlıları olanlar da var, St. Pauli destekçileride. Ama kardeş kulüpleri anti-politik Rapid Wien.
Son olarak PAOK. Milliyetçi bir takım. Gate 4, 1976 yılında kurulmuş. Bizantin dönemi destekçisi, koyu Ortodoks bir taraftar grubu. Kardeş takımı ise elbette bir Sırp ekibi, Partizan. Renkler de aynı (siyah-beyaz) olunca, kardeşlik kaçınılmaz olmuş. Belgrad-Selanik arasında basket-futbol maçı gezip duruyorlar.


O.D: Futbol bir seyir oyunudur. Seyirci olmazsa futbol da olmaz. Hep ceza verilip seyircisiz oynanan maçlara takmışımdır ve o maçları izlemiyorum. Seyircisiz oynama cezası ceza verileceğine o maç hiç oynanmasa aslında daha iyi olur diye düşünüyorum hep...
Yukarıda bizim Deniz bir çok kulübü ve taraftar örgütlenmelerini çok güzel anlattı. Taraftar-siyaset ilşkisini ortaya koydu. Aslında “futbol kulübü-taraftar-siyaset” ilşkisi de işin daha ‘derin’ bir yönü... Ben Deniz’den biraz farklılaşıp bana bıraktığı küçücük alanda konuyu biraz farklı boyuta taşıyacağım.

Bundan şunu anlatmaya çalışyorum. Güney Kıbrıs’ta futbol kulüpleri taraftarları ile bir bütün olup ayni siyasi çizgiyi takip ederler. Futbol aslında siyasileştirilmiş ve futbol sadece futbol değildir artık... Dünyadaki ‘Endüstiyel Futbol’ gibi ‘Siyasileştirilmiş Futbol’da işin çığrından çıktığının resmidir aslında. Omonia yada Apoel ve onların taraftarları futbol mu düşünüyorlar siyaset mi yapıyorlar maçlarında belli değil. Herşey içiçe geçmiştir.
Futbol kulübünden bağımsız “taraftar-siyaset” ilşkisi de vardır. Örneğin Liverpool. İşçi ağırlıklı bir taraftar kitlesi ama dev bir kapitalist mantıkla alınıp-satılan takım! Taraftar karşı çıkıyor takımın Amerikanlara satılmasına ama engel olamıyorlar, Hicks ve Gilett’in takımı satın almasına. Liverpool taraftarlarının tepkisi, ölüm tehditleri ve kendilerini aşağılamaları da sonucu değiştirmiyor. İşçi sınıfı her zamanki gibi tribünde, kapitalistler de yönetimde ve malın sahibi...
Liverpool’un ManU ile beraber Amerikanlara gitmesine hiç alınmıyor İngiliz medyası ama Chelsea, Rus’a satılınca kıyamet kopuyor. Güçlerine gidiyor Kraliyet ailesinin ikamet ettiği South Kensington&Chelsea mahallesinin Rus’a gitmesine. Halbuki alan memnun satan memnun! Ama milliyetçi ve tutucu İngiliz, Amerikan’ın siyasetteki partneri, bölgemizdeki katliamlarının ortağı bundan rahatsız olmuyor. Manchester City’nin Amerikanın kontolundaki Abu Dabi Şeyhlerine de satılmasına da birşey demiyorlar. Ama tarihi ve ezeli düşmanları Rus, güçlerine gidiyor Kensington mahallesine gelince. Yine ayni şekilde ayni mahallenin diğer takımı Fulham da Mısırlı Mohamed El-Fayed’in olunca acayip canları sıkılıyor tutucu İngilizlerin. Oğlu Dodi’yi Prenses Diana’yla ilşkisinden dolayı ortadan kaldıran MI5 (Military Intelligence, Section 5) El-Fayed’in elinde tuttuğu Harrods mağazasına İngiliz Kraliyet ailesinin girişine izin vermiyor ve El-Fayad’a da pasaport verditmiyor!

1 yorum:

LeFoot dedi ki...

tebrikler... çok güzel bir iş çıkarmışsınız. Dialog tarzındaki yazı formatı da gayet marjinal.
Flyingdutchman'deki yorumunuzdan yola çıkarak blogunuzdan haberdar oldum.

Benda Mağusalıyım ayrıca MTG'liyim. Futbolpedia yı kendi blogumun bağlantı listesine ekledim.

Tanışmak ve fikir alışverişinde bulunmak isterim.

Görüşmek üzere.